Custom Search

Sembolizm

9 Kasım 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Sembolizm, 19. yüzyılın son çeyreğinde realizm, natüralizm ve parnasizme tepki olarak Fransa’da ortaya çıkmış; daha sonra tüm Avrupa’ya yayılmıştır.

Sembolizmin ortaya çıkmasında en önemli etken Aydınlanma Çağı’nın yükselen değerleri olan “pozitivizm“, “determinizm” ve “materyalizm”in, sanayi toplumunda bunalıma düşen insana çözüm getirememesi olmuştur. Bilimin ilerlemesi, teknolojik buluşlar, makineleşme, beklenen mutluluğu insanlığa getirememiş; kapitalist düzenin çelişkileri sanatçıları yeni arayışlara sürüklemiştir. Bu süreçte Kant, Schopenhauer, Bergson gibi filozofların idealist ve sezgici felsefeleriyle Wagner’in mistik müzik anlayışı, genç kuşağı derinden etkilemiştir. Böylece ruhu maddeye indirgeyen, akıl ve mantığı öne çıkaran, şiiri plastik sanatlara yaklaştıran, sanayileşmeyi savunan ve gerçekliği deney alanıyla sınırlayan materyalist anlayışa karşılık; ruhun gizli güçlerine, sezgiye, müziğe, idealizme dayanan, algılanan gerçekliğin ötesinde gizli bir gerçeklik olduğuna inanan, sanayileşmeye tepki gösteren bir sanat eğilimi ortaya çıkar.

♦ Sembolizmin doğuşunda Dekadanlar (Soysuzlaşmış, dejenere olmuş, züppe) olarak bilinen ve edebiyat geleneklerine başkaldıran bir topluluğun da etkisi olmuştur. Dekadizm (çöküşçülük) adı verilen bir hareketi başlatan bu topluluğun üyelerinin çoğu, daha sonra sembolizm içinde yer almıştır.

Sembolizmin Özellikleri

1. Dış Dünya ve Gerçek: Duyularımızla algıladığımız dünya, asıl gerçekliğin dış görüntüsünden (göz alıcı elbiselerinden) başka bir şey değildir. Asıl gerçeklik, bu görüntünün arkasında gizlidir. Nasıl ki insanın bir vücudu ve bir ruhu vardır, evrenin de maddi görüntüsünün ötesinde manevi bir yapısı, bir ruhu vardır. Bir benzetmeyle söylemek gerekirse, parnasyen şair ormanı, sembolist şair ise ormanın ruhunu yazar.

2. Benzerlikler ve İlişkiler: Evren bir bütündür ve bu bütünü oluşturan varlıklar arasında gizli benzerlikler ve ilişkiler ağı bulunur. Sembolist şairlerin birtakım duyu aktarmalarıyla bir kokunun sesinden, bir notanın renginden, bir düşüncenin kokusundan söz etmeleri bu gizli ilişkilerin sembolik bir ifadesidir.

3. Sembol: Sembolistlere göre algılanan dış görüntülerin arkasında evren gizli bir anlam taşımaktadır. Şairin görevi sezgi yoluyla ulaşılabilen bu gizli anlamı ortaya çıkarmaktır. Bunu yapabilmek ise ancak semboller aracılığıyla olabilir. Sembol, görünmeyen bir şeyin görünür işaretidir ve sanatçıya özgü olmak zorundadır.

4. Anlam Kapalılığı: Görünenin arkasındaki gizli anlamlara ancak sezgi yoluyla ulaşılabildiği için bunların açık bir biçimde anlatılması da mümkün değildir. Sanatçı bu gizli anlamları semboller aracılığıyla sezdirmeye, telkin etmeye, hissettirmeye çalışır. Böylece, anlam kapalılığı sembolist estetiğin önemli bir özelliği olur.

5. Rüya ve Gizem: Sembolist estetiğin gereği olan anlam kapalılığı,bu şairlerin rüya ve gizem dolu bir dünyayı konu edinmeleriyle daha da belirginleşir. Bu dünyada bütün varlıklar bir sis perdesiyle örtülüdür. Sonbaharın solgun renkleri, kızıl gün batışları, hüzünlü akşamlar, alacakaranlıklar, ölgün ay ışıkları, mehtap, durgun sular, tenha yollar, masallardan, efsanelerden alınan motifler ve çeşitli ruh halleri, sembolist şiirlerin değişmez atmosferidir.

6. Anlamın Göreceliği: Sembolizmdeki anlam kapalılığı, okuru da yaratıcı olmaya zorlamış; okura, eseri kendine göre anlama, yorumlama olanağını getirmiştir.

7. Müzik ve Ahenk: Varlıkların gizli ruhunu sezdirmek için şiir diline müziği katmak gerekir. Çünkü konuşma dili hatta şiir dili, görüntüler dünyasının ötesindeki karmaşık zenginliği duyurmaya yeterli değildir.

8. Biçim Yenilikleri: Sembolistler daha önceki klasik biçimleri kendi estetikleri önünde bir engel olarak görmüşler; nazım biçimi, dize, ölçü, uyak, üslup gibi şiirin formunu belirleyen öğeleri sanatçının beğenisine bırakmışlardır. Bu tutum, sembolizmde serbest şiirin gelişmesini sağlamıştır. Bireysellik: Sembolistler günlük yaşamla, toplumsal sorunlarla ilgilenmemişler, “sanat sanat içindir” görüşünü benimsemişlerdir.

9. Gelişen Türler: Öncelikle şiirde görülen bu akım tiyatroda da etkili olmuştur.

Sembolizmin Önemli Temsilcileri

  • Charles Baudelaire,
  • Arthur Rimbaud
  • Paul Verlaine,
  • Stephan Mallarme,
  • Paul Valery
  • Jean Moreas,
  • Henri de Regnier

Tiyatro

  • Murice Maeterlinck

Türk Edebiyatında Sembolizm

Bu akımın etkileri ilk olarak Cenap Şahabettin‘in bazı şiirlerinde görülür. Daha sonra Ahmet Haşim bu akımın edebiyatımızdaki temsilcisi sayılır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas gibi başka şairler de kimi şiirlerinde sembolizmden etkilenmişlerdir. Öte yandan Divan şiirinde Şeyh Galip‘in Sebk-i Hindî tarzı şiirlerinde sembolizmle bazı paralellikler kurulabilir.

ŞİİR SANATI
Musiki, her şeyden önce musiki;
Onun için tekli mısradan şaşma.
Kıvrak olur, erir havada sanki;
Ağır aksak söylenişe yanaşma.

Kelime seçerken de meydan senin;
Bile bile bir nebze aldanmalı.
Dumanlısı güzeldir türkülerin;
Öyle hem seçik olsun hem kapalı.

Güzel gözler tül ardında görünsün
Gün ışığı titremeli şiirinde
Ak yıldızlar maviliğe hürünsün
Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde.

Ara rengin peşindeyiz çünkü biz;
Rengin değil, ara rengin sadece.
Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz
Kavalı boruyla, rüyayı düşle.

Nükte belâsından kurtulmaya bak;
Acı zekâ, sulu gülüş neyine?
işe karıştı mı bu cins sarımsak
Maviliğin yaş dolar gözlerine.

Tut belagati boğazından sustur
El değmişken bir zahmete daha gir.
Kafiyenin ağzına da bir gem vur
Bırakırsan neler yapmaz kim bilir?

Nedir bu kafiyeden çektiğimizi
Hangi çocuk, hangi deli
Sarmış başımıza bu meymenetsiz,
Bu kof sesler çıkaran kalp inciyi?

Hep musiki, biraz daha musiki;
Havalanan bir şey olmalı mısra
Deli bir gönülden kalkıp gitmeli
Başka göklere, başka sevdalara.

Dağılıp tozu sabah rüzgârına
Mısraların alsın başını gitsin
Kekik, nane kokaraktan, dört yana…
Üst tarafı edebiyat bu işin.

Paul Verlaine

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Servet-i Fünun Edebiyatı Özellikleri