<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Güzel Sanatlar ve Edebiyat &#8211; Edebiyat Öğretmeni. İnfo</title>
	<atom:link href="https://www.edebiyatogretmeni.info/category/guzel-sanatlar-ve-edebiyat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.edebiyatogretmeni.info</link>
	<description>Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenlerinin Kaynak Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 Dec 2023 21:01:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.5</generator>
	<item>
		<title>Güzel Sanatlar İçinde Edebiyatın Yeri</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/guzel-sanatlar-icinde-edebiyat-yeri.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Nov 2023 20:26:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[9. Sınıf Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=3520</guid>

					<description><![CDATA[Güzel Sanatlar İçinde Edebiyatın Yeri İnsanın Olduğu Her Yerde Sanat da Vardır ♦ Hayatın biyolojik olarak sürdürülmesi açısından insanoğlunun sanatsız yaşayabileceği kabul edilebilir bir yargıdır; fakat bunun hiçbir zaman yapılmamış olduğu görülüyor, insanoğlunun olduğu her zamanda ve her yerde bugün ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3598" src="https://www.edebiyatogretmeni.info/wp-content/uploads/2023/11/Guzel-Sanatlar-Icinde-Edebiyatin-Yeri.jpg" alt="Güzel Sanatlar İçinde Edebiyatın Yeri" width="960" height="540" srcset="https://www.edebiyatogretmeni.info/wp-content/uploads/2023/11/Guzel-Sanatlar-Icinde-Edebiyatin-Yeri.jpg 960w, https://www.edebiyatogretmeni.info/wp-content/uploads/2023/11/Guzel-Sanatlar-Icinde-Edebiyatin-Yeri-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></p>
<h2>Güzel Sanatlar İçinde Edebiyatın Yeri</h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İnsanın Olduğu Her Yerde Sanat da Vardır</strong></span><br />
♦ Hayatın biyolojik olarak sürdürülmesi açısından insanoğlunun sanatsız yaşayabileceği kabul edilebilir bir yargıdır; fakat bunun hiçbir zaman yapılmamış olduğu görülüyor, insanoğlunun olduğu her zamanda ve her yerde bugün adına <span style="color: #ff0000;"><strong>&#8220;sanat&#8221;</strong></span> dediğimiz bir etkinliğin de olduğu, sanat tarihçilerinin ortak görüşü.</p>
<p style="text-align: justify;">♦ Güney Fransa ve İspanya&#8217;daki mağaraların duvarları üzerinde bulunan ve buzul çağı insanlarınca yapıldığı anlaşılan ilkel resimler; Mısır, Mezopotamya, Girit, Aztek uygarlıklarından günümüze kalan kabartmalar, duvar resimleri, heykeller, vazolar, anıtlar, tapınaklar, sanatın insanlıkla neredeyse yaşıt olduğunu düşündüren olgulardır.</p>
<p style="text-align: justify;">♦ Çağımızda Afrika, Avustralya ve Güney Amerika&#8217;da yaşadıkları keşfedilen ilkel toplulukların da sanat kapsamı içinde ele alabileceğimiz birçok etkinlikte bulunduğunu görüyoruz. Bu topluluklarda yaşayanlar taş aletlerle tahtaları oyuyor, süslü sepetler örüyor, dövme yapıp bedenlerini boyuyor, kum ve istiridye kabuklarıyla, tüylerle özenli resimler yapıyorlar. Ayrıca ağaç kabuğundan ya da doğadaki türlü malzemeyi kullanarak müzik aletleri yapıyor ve ritmik ezgilere bedenlerini uydurarak dans ediyor, şarkılar söylüyorlar. Günümüz ilkel topluluklarının bu yaşayışları herhalde yüzlerce, hatta binlerce yıllık bir geleneğin devamı.</p>
<p style="text-align: justify;">♦ Sanatın bu ilkel ya da arkaik (güzel sanatlarda klasik çağ öncesinden kalan) örneklerinden başka eski Yunan ve Latin dönemlerinden bugüne dek gelen zaman içerisinde sayısız örneği, günümüz modern toplumlarında sanatsever bireylerin ilgi alanları arasında: <strong>Parthenon Tapınağı, St.Etienne ve Notre-Dame de Paris kiliseleri, Süleymaniye ve Sultanahmet camileri, Tac-Mahal Türbesi</strong> gibi mimarlık şaheserleri; <strong>Leonardo da Vinci, Michalengelo ve Rafael</strong> gibi Rönesans döneminin en ünlü sanatçılarının tablo ve heykelleri; <strong>Mozart, Beethoven, Chopin</strong> gibi müzik dehalarının besteleri; <strong>Shakespeare, <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/moliere.htm">Moliere</a>, Racine</strong> gibi ustaların oyunları; <strong>Balzac, Dickens, Dostoyovski</strong> gibi yazarların romanları, öyle sanılıyor ki gelecek kuşakların da sanat zevkini beslemeye devam edecek sanat eserlerinden sadece bir bölüğü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;<a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/sanat-nedir.htm">Sanat</a>&#8220;</strong> adı verilen bir şey yoktur aslında, yalnızca sanatçılar vardır; yani bir zamanlar renkli toprakla bir mağaranın duvarına becerebildiklerince bizon resimleri çizikken, bugünse boya satın alıp reklam afişleri yapan ve yüzyıllardan beri daha birçok başka şeyler üreten insanlar&#8230; Tüm bu etkinlikleri sanat diye tanımlamakta hiçbir sakınca yok, yeter ki bu sözcüğün yer ve zamana göre birbirinden değişik anlamlara gelebileceği unutulmasın. (Sanatın Öyküsü, E.H.Gombrich)</p>
<p style="text-align: justify;">Dilin nasıl doğduğunu bilmediğimiz gibi, sanatın da nasıl doğduğunu bilmiyoruz. Eğer tapınak ve ev yapımı, resim ve heykel yaratımı veya dokuma gibi etkinlikleri sanat sayarsak, dünyada sanatçının bulunmadığı tek bir topluluk yoktur. Yok, sanat deyince, müze ve sergilerde tadılan veya seçkin salonların güzel süslemelerinde kullanılan, az rastlanır, nefis bir şey anlıyorsak; sözcüğün bu  özel anlamının pek yakınlarda geliştiğini ve geçmişin en büyük yapıcılarının, ressam veya heykelcilerinin bu sözü akıllarından bile geçirmediklerini bilmek zorundayız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyat ve Sanat ile İlgili Görüşler</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/edebiyat-ve-sanat-ile-ilgili-gorusler.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Dec 2013 15:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[11. Sınıf Dil ve Anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1602</guid>

					<description><![CDATA[1. Sanat, duyularla algılanabilenleri &#8216;(fenomenleri, görüngüleri) yansıtır: Bu tespit, büyük ölçüde Sokrates (MÖ 470-339) ve Platon&#8217;un (MÖ 427-347) görüşlerine dayanır, İslâm düşüncesiyle, özellikle de tasavvuf anlayışıyla birçok açıdan paralellik gösteren görüşler ileri süren bu düşünürler; insandan bağımsız, mükemmel bir gerçekliğin var ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>1. Sanat, duyularla algılanabilenleri &#8216;(fenomenleri, görüngüleri) yansıtır:</strong> </span>Bu tespit, büyük ölçüde Sokrates (MÖ 470-339) ve Platon&#8217;un (MÖ 427-347) görüşlerine dayanır, İslâm düşüncesiyle, özellikle de tasavvuf anlayışıyla birçok açıdan paralellik gösteren görüşler ileri süren bu düşünürler; insandan bağımsız, mükemmel bir gerçekliğin var olduğunu iddia etmiş, gerçekliğin bu kesin ve değişmez bilgisine ulaşmaya çalışmışlardır.<br />
Sokrates&#8217;in öğrencisi olan <strong>Platon (Eflatun)</strong>, &#8220;<strong>Devlet</strong>&#8221; isimli eserinde <strong>Sokrates</strong>&#8216;le <strong>Glukon</strong> arasında geçen birçok diyaloga yer vermiştir. Bu diyalogların birinde Sokrates, ressamın yaptığı işi anlatmak isterken Glukon&#8217;a şunları söyler: <em>&#8220;İstersen bir ayna al eline, dört bir yana tut. Bir anda yaptın güneşi, yıldızları, dünyayı, kendini, </em><em>evin bütün eşyasını, bitkileri bütün canlıları.&#8221;</em> <span style="text-decoration: underline;">Sokrates, bu ifadelerle ressamın resim yaparak aslında dünyaya ayna tuttuğunu, bir bakıma doğayı taklit ettiğini anlatmak istemiştir.</span> Sokrates&#8217;in görüşlerinden ve düşünce sisteminden büyük ölçüde etkilenen<span style="text-decoration: underline;"> Platon&#8217;a göre aynadaki görüntü, nasıl ki gerçeğin kendisi değil, biryansımasıysa, sanat eseri de gerçekliğin kendisi değil, gerçekliğin duyularla algılanabilen biçiminin yansımasıdır.</span> Gerçek olmadığı hâlde gerçekmiş izlenimi veren, insanı mutlak gerçeklik hakkında kuşkuya düşüren, insanların gerçek olmayan şeyler hakkında <strong>&#8220;Gerçek, budur.&#8221;</strong> demesine neden olan her şey bir aldatmacadır. <span style="text-decoration: underline;">Sanat eseri, temelde bu işlevi gördüğüne göre sanat da insanları mutlak gerçeklikten, hayatın asıl gerçekliğinden, yaşamanın gerçek amacından uzaklaştıran, zararlı bir uğraş alanıdır</span>. Platon, edebiyatın ancak bilgi vermesi ve ahlâk yönünden sansüre tabi tutulması koşuluyla yararlı hâle getirilebileceğini düşünür.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>2. Sanat, geneli ya da özü yansıtır:</strong> </span>Platon&#8217;un öğrencisi olan <strong>Aristotales</strong> (MÖ 384-322), Platon&#8217;dan farklı olarak edebiyata ve sanata daha olumlu bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Ona göre edebiyatçı, gerçek hayatı olduğu gibi anlatmaz. Bunu yapmak tarihçinin işidir. Edebiyatçı, bir tek kişinin yaşamını anlatır gibi görünse de aslında insanoğlunun yaşamını, yani yaşamın kendisini anlatır. Edebiyatçı, olayları anlatırken bunlardan kendine göre bir seçme yapar, ayrıntıları atar, olayın özünü vermeye çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aristotales&#8217;e göre <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/trajedi-tragedya.htm">tragedya</a> yazarı, yaşanması mümkün olan olayları sahneye taşıyarak insanları hayatın özü hakkında bilgilendirir. Aynı zamanda onda acıma ve korku duygularını uyandırarak onun psikolojik bakımdan etkilenmesini ve yücelmesini sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Yunan ve Roma medeniyetlerinden büyük ölçüde etkilenen <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/ronesans-ve-reform.htm">Rönesans</a> sanatçıları ve klasisizm akımının temsilcileri, edebiyatçının, yazdığı eserlerle insanları hem eğlendirmesi hem de ideal insan ve ideal toplum konusunda bilgilendirmesi ve bilinçlendirmesi gerektiği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Yani edebiyatın ve sanatın yüce bir amacı vardır: Toplumda kötülerin kazanamayacağına dair kesin bir kanı uyandırarak erdemli ve ahlâklı insanların çoğalmasını sağlamak. Bunun için de edebiyatçı; olayları, durumları, insanları, gerçek hayatla bire bir örtüşecek şekilde değil, ideal olanla örtüşecek şekilde anlatmalıdır. Gerçek hayatta iyiler hep kazanmasa bile edebiyat eserinde hep iyiler kazanmalı; kötüler, hüsrana uğramalıdır. İnsanlar, kötülerin karşılaşabilecekleri felaketleri görerek bundan ibret almalı, iyi ve erdemli kişiler olmaya çalışmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>3. Sanat, gerçekleri yansıtır:</strong></span> Modern Dönemde ortaya çıkan gerçekçilik (realizm), toplumcu gerçekçilik ve <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/naturalizm.htm">natüralizm</a> akımları; büyük ölçüde<strong> &#8220;Sanat, gerçekleri yansıtır.&#8221;</strong> ilkesinden hareket etmiştir. Bu akımların bazı ilkeleriyle ilgili olarak şunları söyleyebiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong><br />
<span style="color: #ff0000;"><strong>a.</strong></span> Edebiyatçı, içinde bulunduğu toplumu, o toplumda yaşayan insanları, o toplumda yaşanan ya da yaşanabilecek olayları gözlemlemen ve eserinde bunları anlatmalıdır. Edebî eserin bu işlevi <strong>Stendhal</strong>&#8216;in &#8220;<strong>Roman, yol boyunca gezdirilen bir aynadır.</strong>&#8221; cümlesiyle özetlenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>b. </strong></span>Gerçekler, bütün yönleriyle yansıtılmalıdır. Gerçeğin bir kısmını anlatıp bir kısmını anlatmamak gerçekçilikle bağdaşmaz. Hayatın ve toplumun gerçekleri ne ise edebiyata o şekilde yansımalıdır. Çirkinlikler, kötü olay ve kişiler, birer toplumsal gerçeklik olduğuna göre edebî eserlerde bunlara da yer verilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>c.</strong></span> Fizik olayları nasıl determinizmden hareket edilerek açıklanıyorsa insanların davranış ve ilişkileri de determinizmden hareket edilerek açıklanmalı, anlaşılmalı ve anlatılmalıdır, insanların gerçekleştirdikleri hiçbir eylem, yaşadıkları hiçbir olay; rastlantılarla ve doğaüstü güçlerle açıklanamaz. Bunların mutlaka tarihsel, psikolojik, ekonomik ve sosyal nedenleri vardır. Bu durum, &#8220;<strong>gerçeklik</strong>&#8221; olgusunu hem çıplak hem de karmaşık bir bütünlük olarak karşımıza çıkarmaktadır. Çıplaktır; çünkü görülmeyen, bilinmeyen hiçbir yanı yoktur. Karmaşıktır; çünkü bu bütünlük çok çeşitli nedenlerin ve etkilerin bir sentezi ve bileşkesi durumundadır. Edebiyatçı gerçekleri anlatırken gerçeklerin arka planındaki bu nedenleri de anlatmalıdır. Bunun için gerektiğinde deney yoluyla bilimsel bilgi üreten bir bilim adamının tarafsızlığıyla hareket etmeli, gerçekleri tüm çıplaklığı ve karmaşık bütünlüğü ile eserlerine yansıtmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiir ve Zihniyet</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/siir-ve-zihniyet.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 21:37:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[9. Sınıf Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1275</guid>

					<description><![CDATA[ŞİİR VE ZİHNİYET Her edebî metin, tarihin belli bir devrinde oluşturulur ve meydana getirildiği devrin hâkim zihniyetini yansıtan türlü izler taşır. Zihniyet, tarihin belli bir döneminin toplumsal, siyasi, idari, askerî, sivil, ekonomik vb. gerçekleri neticesinde söz konusu dönemde ortaya çıkan ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>ŞİİR VE ZİHNİYET</strong></span><br />
Her edebî metin, tarihin belli bir devrinde oluşturulur ve meydana getirildiği devrin hâkim zihniyetini yansıtan türlü izler taşır. Zihniyet, tarihin belli bir döneminin toplumsal, siyasi, idari, askerî, sivil, ekonomik vb. gerçekleri neticesinde söz konusu dönemde ortaya çıkan duygu, anlayış ve zevkler bütünüdür. Diğer bir ifade ile  belli bir zaman diliminde halkın önemli bir kısmı tarafından benimsenen duygu, anlayış ve zevklerin oluşturduğu ortamdır. Bir bakıma tarihin belli bir döneminde aynı coğrafyada yaşayan, aynı toplumsal, siyasi, idari, askerî, sivil ve ekonomik gerçeklerle kuşatılan insanların zihin dünyaları, beğenileri, duyguları, anlayışları ve zevklerindeki ortaklıktır. Zihniyet, bir çeşit moda olarak da düşünülebilir. Duygu, anlayış ve zevklerdeki moda&#8230; Tarihin belli bir döneminin gerçekleri sonucunda oluşan ve çok uzun yıllar etkili olan, insanların düşünme şekillerinde , beğenilerinde, duygu ve hayal dünyalarında ortaya çıkan bir moda&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Zihniyet, aynı varlık, durum, eser, olay vb. ile ilgili olarak toplumun bütününün veya  önemli bir kesiminin aynı veya benzer değerlendirmelerde bulunmasını sağlayan duygu, anlayış ve zevkler bütünüdür. İnsanlar, genellikle içinde bulundukları zaman diliminin hâkim zihniyetine göre düşünür, algılar ve değerlendirmelerde bulunurlar. Örneğin  tarihin bir devrinde hemen herkes bir insan tipi için iyi, bir varlık için güzel, bir iş için faydalı derken tarihin başka bir döneminde aynı insan tipi için kötü, aynı varlık için çirkin, aynı iş için de faydasız diyebilmektedir. Bunun en önemli nedeni, söz konusu dönemlerin zihniyetlerinin birbirinden farklı olmasıdır. Bir dönemin toplumsal, siyasi, idari, askerî, sivil, ekonomik vb. gerçekleri sonucunda oluşan duygu, anlayış ve zevkler bütünü, yani zihniyeti değişince, o toplumdaki insanların değer verdiklerinin, beğendiklerinin, doğru bulduklarının değişmesi de doğaldır.<br />
Türk edebiyat tarihi üç ana döneme ayrılarak incelenir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebi Metinler (Sanat Metinleri)</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/edebi-metinler-sanat-metinleri.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 20:56:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[9. Sınıf Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1271</guid>

					<description><![CDATA[Edebî metinler, insana ve dış dünyaya özgü her türlü gerçekliğin duygu ve düşünce ögeleriyle birleştirilip kurmaca bir dünyada yeniden yaratılmasıyla oluşturulur. Kurmaca dünya, gerçek olandan hareketle ve gerçek olanla ilişkilendirilerek kurulan hayalî dünya demektir. Edebî metin, kurmaca olması yönüyle hayal ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Edebî metinler, insana ve dış dünyaya özgü her türlü gerçekliğin duygu ve düşünce ögeleriyle birleştirilip kurmaca bir dünyada yeniden yaratılmasıyla oluşturulur. Kurmaca dünya, gerçek olandan hareketle ve gerçek olanla ilişkilendirilerek kurulan hayalî dünya demektir. Edebî metin, kurmaca olması yönüyle hayal gücünden az ya da çok ama mutlaka yararlanmak durumundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Edebî metin, yazıldığı dönemin bilimsel, felsefi, teknik ve sosyal alandaki verilerinden yararlanabilir; somut gerçeklerini, siyasî tartışmalarını, sosyal sorunlarını konu edinebilir. Bu bağlamda edebî metinler, insana ve dış dünyaya özgü her türlü gerçekliği dile getirmeleri bakımından somut dünyanın gerçekleriyle iç içedir. Ama bu iç içelikten, edebî metinde yaratılan dünyanın gerçek dünyayla her anlamda örtüşmesi gerektiği anlamı çıkmaz. Edebî metin, içinde bulunulan zaman ve mekânla ilişkili olmakla birlikte bu dünyanın sınırlarını aşan, imgelerle zenginleşen, insanın daha çok düş gücüne seslenen, okuyucuda estetik hazlar uyandıran bir yapıya ve anlatıma sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Edebî metinlerin teması olan bazı olay ve durumlar, öğretici metinlerde de ele alınabilir. Söz gelimi bir romanda anlatılan kişiler, mekânlar, olaylar, bir tarih kitabında da anlatılabilir. Ama tarihçi bunları anlatırken bilimsel bakış açısının dışına çıkmamaya özen gösterir, yaşanmışlığı kesin olan olayları ve gerçek kişileri anlatır. Edebiyatçı ise bu gerçeklerden yararlanır ama bunları olduğu gibi anlatmaz. Bir romanda anlatılan olay, kişi, mekân ve nesnelerin gerçekliği, o romanın ilk sayfasıyla son sayfası arasında yer alan kurmaca dünyanın sanatsal gerçekliği bağlamında bir anlam ve değer ifade eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Amin Maaoluf, &#8220;Semerkant&#8221; isimli romanında Ömer Hayyam&#8217;ın yaşamından 11. yüzyıl İslam coğrafyasındaki siyasi ve dinî çekişmelere, Hasan Sabbah&#8217;ın Alamut Kalesi&#8217;nde gerçekleşen olaylardan 20. yüzyıl başlarında İran&#8217;da yaşanan siyasi gelişmelere kadar pek çok tarihsel gerçekliği, edebiyat sanatının olanaklarından ve kendi düş gücünden yararlanarak yeniden yaratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öğretici metinlerde dile getirilenler, gerçek dünyadaki karşılıklarına bakılarak doğruluk-yanlışlık ölçütüne göre değerlendirilebilir. Edebî metinlerde böyle bir değerlendirme ölçütü yoktur. Yani edebî metinlerde dile getirilenler, doğruluk-yanlışlık ölçütüne göre değerlendirilemez. Bu metinlerde dile getirilenler ancak sanatsal niteliklerinin düzeyine, ölçüsüne ve özgünlüğüne bakılarak değerlendirilebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebi Metin</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/edebi-metin.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 17:45:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[9. Sınıf Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1269</guid>

					<description><![CDATA[Edebiyat (yazın) sanatından yararlanılarak oluşturulan metinlere edebî (yazınsal) metin denir. Edebî metinlerde kelime, cümle ve mısraların önemli bir bölümü, günlük dildeki anlamlarından sıyrılarak yan anlam değeri kazanır. Bu tür metinlerde; sezdirme, hissettirme, çağrıştırma ön planda tutulur; dilin şiirsel işlevinden yararlanılır, ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Edebiyat (yazın) sanatından yararlanılarak oluşturulan metinlere edebî (yazınsal) metin denir. Edebî metinlerde kelime, cümle ve mısraların önemli bir bölümü, günlük dildeki anlamlarından sıyrılarak yan anlam değeri kazanır. Bu tür metinlerde; sezdirme, hissettirme, çağrıştırma ön planda tutulur; <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/dilin-siirsel-islevi.htm">dilin şiirsel işlevi</a>nden yararlanılır, imgeler oluşturulur, kurmaca dünyalar yaratılır.</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>3765 km2 alanı ile Türkiye&#8217;nin en büyük gölü olan Van Gölü, oluşum açısından tektonik ve volkanik bir set gölüdür. Deniz seviyesinden yüksekliği 1700 metredir, derinliği 100 metreyi aşmaktadır. Van Gölü üzerinde Tatvan-Van arasında feribot seferleri yapılmaktadır. Göçmen kuşların önemli yaşam alanlarından olan sodalı Van Gölü&#8217;nde inci kefali olarak bilinen bir balık türü de yaşamaktadır.</em></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>Turna katarları geçiyordu gölün üstünden, gölgeleri maviye dönüşerek. Van Gölü, günün her anında bir renk cümbüşünde yunup arınıyordu. Bir bakmışsın, göl bir anda som turuncuya kesmiş. Bir bakmışsın, gölün ucundan bir mor şimşeği girmiş, bütün gölü som mora boyayarak öteki ucundan çıkmış, ak köpüklü dalgalarla bütün gölü süsleyerek.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıdaki iki metin parçasının da teması Van Gölü&#8217;dür. İki parça da anlam ve biçimce birbirine sıkı sıkıya bağlı cümlelerden oluşmuştur. Fakat bunların oluşturulma amaçları ve iletileri birbirinden farklıdır. Bilgi verme amacının ön planda olduğu ilk parçada kelimeler gerçek anlamlarında kullanılmış, kanıtlanabilir (nesnel) yargılara yer verilmiştir. İkinci parça ise gerçek dünyadan esinlenerek oluşturulmuş sanatsal bir dünyadan izler taşımaktadır. Bu parçada bazı kelimeler ilk anlamlarının dışında (yan ve mecaz anlamlarda) kullanılmış, kelimelerin çağrışım güçlerinden yararlanılarak düşsel bir ortam oluşturulmuştur. Bu parça, kişisel bakış açısını yansıtan öznel ifadelerle oluşturulmuştur. İkinci parçayla ilgili olarak belirttiğimiz bu özellikler aynı zamanda edebî metinlerin genel özellikleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Edebî metinler, farklı anlam, çağrışım ve yorumlara açık olan metinlerdir. Söz gelimi bir şiiri okuyan herkes ondan farklı bir anlam çıkarabilir, o şiir herkese farklı duygu, düşünce, durum ve olayları çağrıştırabilir. Hatta aynı şiiri farklı zamanlarda okuyan biri ondan ayrı ayrı tatlar alabilir. Bunu sağlayan en önemli unsur, bağlamdır. Bağlam, iletişimde görev alan unsurların birlikte meydana getirdikleri ortamdır. Bir okuyucunun bir şiiri okuması, belli bir bağlamda gerçekleştirilen bir iletişim etkinliğidir. Bu etkinlikte görev alan unsurlarla ilgili her değişiklik, bağlamın da değişmesi anlamına gelecek, bu da okuyucunun metinden farklı anlamlar çıkarmasını sağlayacaktır. Örneğin Cahit Sıtkı Tarancı&#8217;nın &#8220;<strong>Otuz Beş Yaş</strong>&#8221; şiirini farklı zamanlarda söz gelimi yirmi, otuz beş ve yetmiş yaşlarında okuyan birinin o şiirden alacağı tatlar, o şiiri okuduğunda hissedecekleri farklı olacaktır. Çünkü okuyucu, metinle farklı bağlamlarda karşılaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlu çağlar boyunca kendisini ve doğayı ya anlatarak ya göstererek ya da coşku ile dile getirerek ifade etmiş; bunu yaparken de edebî metinleri kullanmıştır. Edebî metinlerde bu anlatım tarzlarının kullanılmasına bağlı olarak çeşitli edebî türler ortaya çıkmıştır.<br />
Anlatma ile destandan modern romana kadar oluşan metinler, gösterme ile ilk <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/category/tiyatro">tiyatro</a> <a title="deneme" href="https://www.edebiyatogretmeni.info/deneme.htm">deneme</a>lerinden günümüze kadar gerçekleşen tiyatro metinleri, coşku ile dile getirme ile de her türlü şiir ortaya konmuştur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapısalcı dil bilimin kurucusu Saussure&#8217;ın dil görüşü</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/yapisalci-dil-bilimin-kurucusu-saussurein-dil-gorusu.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 17:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[9. Sınıf Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1267</guid>

					<description><![CDATA[Yapısalcı dil bilimin kurucusu olan Saussure&#8217;e göre dil, seslerden oluşan kuralsız bir yığınlar kümesi değil; derininde yatan ilişkiler ağıyla birbirine bağlanmış öğelerden oluşan, düzenli ve tutarlı bir bütündür, genel bir yapıdır. Söz ise kişiseldir; bir dili konuşan her bir kişi ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yapısalcı dil bilimin kurucusu olan Saussure&#8217;e göre dil, seslerden oluşan kuralsız bir yığınlar kümesi değil; derininde yatan ilişkiler ağıyla birbirine bağlanmış öğelerden oluşan, düzenli ve tutarlı bir bütündür, genel bir yapıdır. Söz ise kişiseldir; bir dili konuşan her bir kişi tarafından dilin ayrı ayrı somut kullanımlarıdır. Dil ile söz arasındaki ilişki, futbolun kendisiyle futbol maçı arasındaki ilişkiye benzetilebilir. Bu benzerliğe göre, futbolun kendisi soyut bir sisteme yani &#8220;<strong>dil</strong>&#8220;e, her bir futbol maçı ise somut bir uygulanışa yani &#8220;söz&#8221;e tekabül eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Saussure</strong>&#8216;e göre dilin bireysel ve somut kullanımları olan sözler -ki her bir dilde sınırsız sayıda söz vardır- soyut ve toplumsal bir sistem olan &#8220;<strong>dil</strong>&#8216;e uymak durumundadır. Dil bilimin amacı da bu kullanımlardan (sözlerden) yola çıkarak, sözlerin dayandığı genel yapıyı, göstergelerden oluşan sistemi (dili) incelemek, başka bir deyişle dilin mantığını ve matematiksel düzenini ortaya çıkarmaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilin İnsan ve Toplum Hayatındaki Yeri ve Önemi</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/dilin-insan-ve-toplum-hayatindaki-yeri-ve-onemi.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 17:19:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[9. Sınıf Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1264</guid>

					<description><![CDATA[DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ Dil, insanların seslerden yararlanarak birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlayan bir sistemdir. İnsan hayatının merkezinde yer alan dil, kişinin, kendisini, sosyal çevresini ve evreni tanımasını ve içinde yaşadığı toplumun geçmiş birikimlerini özümsemesini sağlar. İnsanoğlu, ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dil, insanların seslerden yararlanarak birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlayan bir sistemdir. İnsan hayatının merkezinde yer alan dil, kişinin, kendisini, sosyal çevresini ve evreni tanımasını ve içinde yaşadığı toplumun geçmiş birikimlerini özümsemesini sağlar. İnsanoğlu, göstergelerden oluşan bir sistem olan dili, içinde bulunduğu toplumun ana dili olarak hazır bulur. Zamanla bu dili öğrenir; duygu, düşünce ve isteklerini bu dille yani ana diliyle çevresindekilere iletir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın en ayırt edici özelliklerinden biri, düşünen bir varlık olmasıdır. Düşünme, olaylar ve varlıklar arasında bağ kurmadır. Varlık ve hareketleri, düşünce dünyasına taşıyan, dildir. Düşünce, soyut bir kavramdır, onu yalnızca dil ile belli bir şekle sokmak ve somutlaştırmak mümkündür. Bu nedenle Alman filozofu Heidegger, &#8220;<strong>Dil, düşüncenin evidir.</strong>&#8221; demiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan, hayatı boyunca duygu ve düşüncelerini başkalarıyla paylaşma ihtiyacı hisseder. İnsanın bu ihtiyacını karşılamasının en doğal ve kolay yöntemi, konuştuğu dilden yararlanmaktır.<br />
İnsanların birbirlerini anlamasını ve toplumsal yaşamın belli bir düzene göre sürdürülmesini sağlayan dil, hayatın her alanında varlığını hissettirir. Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde, kısaca her yerde aynı dili kullanarak anlaşan bireyler arasında toplumsal ilişkiler güçlenir. Dilin bu toplumsal işlevi, çoğu yerde bireysel işlevinin önüne geçer. Dil, insan topluluklarının millet olmasını sağlar; bireylere aidiyet duygusu, toplumlara millet olma bilinci kazandırır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Not:</strong> </span>Dilin günlük kullanımıyla bilim, felsefe ve edebiyat eserlerindeki kullanımları birbirinden farklıdır. <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/gunluk.htm">Günlük</a> dil, anlamı herkesçe bilinen kelimeler; bilim, terimler; felsefe, kavramlar; sanat ise imgeler üzerine kurulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Dilin Tanımları:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç; kendine özgü kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, bilinmeyen zamanlarda temeli atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş toplumsal bir kurumdur.<br />
<strong>Muharrem ERGİN</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dil, bir anda düşünemeyeceğimiz kadar çok yönlü, değişik açılardan bakınca başka başka nitelikleri beliren, kimi sırlarını bugün de çözemediğimiz büyülü bir varlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Doğan AKSAN</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dil, bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularının o toplumda ses ve anlam bakımından ortak öğeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistemdir.<br />
<strong>Zeynep KORKMAZ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kültürü var eden unsurlardan biri olan dil aynı zamanda kültürü var eden edebiyat, din, gelenek, görenek gibi diğer unsurların da taşıyıcısıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;TDK Türkçe Sözlük&#8221;te &#8220;tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin&#8221; sözleriyle tanımlanan &#8220;kültür&#8221;ü bugüne kadar pek çok düşünür de kendine göre tanımlamıştır. Bu tanımlardan birkaçına göz atalım:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kültürün Tanımları:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür (hars), bir milletin dinî, ahlâki, hukuki, mu-akalevî (entelektüel), bedii (<a title="estetik" href="http://www.kadinlarsitesi.com/sayfa/saglik/estetik/">estetik</a>), lisani (dilsel), iktisadi (ekonomik), fennî (bilimsel) hayatlarının ahenkli mecmuasıdır (toplamıdır).<br />
<a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/ziya-gokalp.htm"><strong>Ziya GÖKALP</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür, bir topluluğu, bir milleti millet yapan, onu başka milletlerden ayıran hayat tezahürlerinin bütünüdür. Bu hayat tezahürleri her milletin kendine has olan millî değerleridir.<br />
<strong>Muharrem ERGİN</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür denilince karşımıza bir yığın hadise çıkar. Bir toplumda, tabiatın dışında, insan elinden ve dilinden çıkma her şey kültür kavramı içerisine girer.<br />
<strong>Mehmet KAPLAN</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür, bir milletin bütün fertlerinin yer aldığı manevi hayattır.<br />
<strong>F. A. WOLF</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür, bir topluluktaki gelenek, görenek, davranış tarzları, kurum ve kuruluşlardan oluşan uyumlu bütündür.<br />
<strong>R. THURNVVALD</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür; bilgiyi, inancı, sanatı, ahlâkı, hukuku, örf-âdeti ve insanın toplumun bir üyesi olması dolayısıyla kazandığı diğer bütün maharet ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür.<br />
<strong>E. B. TAYLOR</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür bir toplumun yaşama tarzıdır.<br />
<strong>C. VVIESLER</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür, atalardan gelen maddi ve manevi değerlerin toplamıdır.<br />
<strong>E. SAPIR</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen; zamanın ve ihtiyaçların doğurduğu, şuurlu tercihlerle manalı ve zengin bir sentez oluşturan; sistemli ve sistemsiz şekilde nesilden nesle aktarılan; bu suretle her insanda mensubiyet duygusu, kimlik şuuru kazanılmasını sağlayan; insana çevreyi ve şartları değiştirme gücü veren; nesillerin yaşadıkları zamana ve geleceğe bakışları sırasında &#8220;geçmişe atıf düşüncesini geliştiren inanışların, kabullenişlerin, yaşama şekillerinin bütününe kültür denir.<br />
<strong>Sadık Kemal TURAL</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel süreç içinde birçok millet, yaşamı ve yaşam ötesini diğer milletlerden farklı biçimlerde algılamış ve yorumlamış; buna bağlı olarak da farklı yaşam biçimleri oluşturmuştur. Bu farklılıklar, o milletlerin dillerine ve dilleri ile oluşturdukları edebî, dinsel, felsefi, bilimsel vb. metinlere de yansımıştır. Bu bağlamda dil, tinsel (manevi-kültürel) alanın oluşmasını sağlayarak bireylerin hem kültürel kimliklerini oluşturmuş hem de bunu ifade etmelerine olanak sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kültür, sürekliliğini kuşaktan kuşağa aktarılmasına borçludur. Bu aktarmada en önemli araç, kültür taşıyıcı eserlerdir. Bir şarkı, bir türkü, bir şiir, bir halk hikâyesi bu anlamda büyük önem taşır. Bu eserlerin oluşmasında ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında dil çok önemli bir işlev üstlenir. Bu bağlamda dil için, kültüre ait bütün değerleri bünyesinde barındıran bir hazinedir, demek yanlış olmaz.<br />
Bir şair duygu, düşünce, coşku ve hayallerini ancak ana diliyle kendi milletinin fertlerine ulaştırabilir. Bir yazar, bir bilim adamı, bir devlet adamı, bir filozof, görüşlerini topluma ancak dil aracılığıyla yayabilir. Milletimizin hoşgörüye dayalı din ve insan algısı <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/yunus-emre.htm">Yunus Emre</a>&#8216;nin <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/ilahi.htm">ilahi</a>lerinde, özgürlük aşkı ve vatan sevgisi Mehmet Akif in İstiklal Marşı&#8217;nda, istanbul sevgisi Yahya Kemal&#8217;in şiirlerinde somutlaşmıştır. Bu duyguların gelecek kuşaklara aktarılarak yaşatılması, böylelikle de millî kültürün devamlılığı dil ile mümkün olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı eserler, Türk kültürünün oluşması ve günümüze kadar ulaşması noktasında çok önemli işlevler üstlenmişlerdir. Türk dilinin ilk yazılı metinleri olan Köktürk Yazıtları, bunlar arasında sayılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Köktürklerin varlığı, sorunları, yöneticileri, yönetim anlayışları, dilleri, inançları vb. hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan bu metinler, VIII. yüzyılda oluşturulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/kasgarli-mahmut.htm">Kaşgarlı Mahmut</a>&#8216;un yazdığı <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/divan-i-lugatit-turk.htm">Divânü Lûgâti&#8217;t-Türk</a> de dilimiz ve kültürümüz açısından son derece önemli bir eserdir. Türk dilinin ilk sözlüğü olan Divânü Lûgâti&#8217;t-Türk, bir sözlük olmanın yanı sıra yaklaşık 1000 yıl öncesinin Türk dünyasıyla ilgili çok önemli bilgiler de içermektedir. Bu eser oluşturulmasa, o zamanki Türklerin yaşama şekilleri, dünya görüşleri, gelenek ve görenekleri, kullandıkları kelimeler, söyledikleri şiirler belki de hiçbir zaman bilinmeyecek, bu da kültürün aktarılmasındaki önemli bir köprünün yıkılması anlamına gelecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Dil, sadece yazılı metinler aracılığıyla değil, sözlü ürünler aracılığıyla da kültürün oluşmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlar. Nitekim milletimizin geleneklerinin, değer yargılarının, binlerce yıllık hayat tecrübelerinin en özlü ifadeleri, kuşaktan kuşağa çoğunlukla mani, türkü, atasözü, deyim gibi sözlü ürünlerle aktarılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilin kültür taşıyıcılık işlevi sadece bizim milletimize özgü değildir. Bugün millet dediğimiz ne kadar topluluk varsa o kadar da millî kültür vardır. Onların da kültürlerinin oluşmasında ve yeni nesillere aktarılmasında en önemli işlevi, kendi ana dilleri görmüştür.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyatın Bilimlerle İlişkisi</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/edebiyatin-bilimlerle-iliskisi.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 16:56:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[9. Sınıf Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1262</guid>

					<description><![CDATA[EDEBİYATIN BİLİMLERLE İLİŞKİSİ Her edebiyat eseri doğrudan ya da dolaylı olarak insanı konu alır, insanla ilişkili bir gerçeği ya da hayali yansıtır. Bu bağlamda insana özgü gerçekleri dile getirmek isteyen bir edebiyatçı, bazı konularda gözlem ve araştırma yapabilir; insanı konu ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">EDEBİYATIN BİLİMLERLE İLİŞKİSİ</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her edebiyat eseri doğrudan ya da dolaylı olarak insanı konu alır, insanla ilişkili bir gerçeği ya da hayali yansıtır. Bu bağlamda insana özgü gerçekleri dile getirmek isteyen bir edebiyatçı, bazı konularda gözlem ve araştırma yapabilir; insanı konu alan bazı bilim dallarından çeşitli biçimlerde yararlanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz gelimi oluşturduğu eserdeki kişilerin ruhsal durumlarını betimlemek isteyen bir romancı, insan davranışlarıyla ilgili gözlemler yapabilir ya da psikoloji biliminden yararlanabilir. Eserlerinde felsefi gerçeklere göndermeler yapmak isteyen bir edebiyatçı felsefe metinlerine başvurabilir. Tarihsel kişilikleri birer roman kahramanına dönüştürmek isteyen bir romancı, tarih biliminden; toplumsal konu ve sorunlara değinen romanlar yazmak isteyen bir edebiyatçı da sosyoloji biliminden yararlanabilir. Bu noktada şunu akıldan çıkarmamak gerekir: Edebiyatçı, bütün bunları, insana özgü gerçeklikleri kavramak ve bunları edebiyat sanatının olanakları içinde yeniden yaratmak için yapar. Yani o, bu bilim dallarıyla ilgili pek çok araştırma yapsa da sonuçta bir edebiyatçıdır, bir sanatçıdır. Onun eserleri de bilimsel metin değil, kurmacaya dayalı birer edebî metindir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Tanımı &#8211; Edebiyat Nedir?</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/edebiyat-tanimi-edebiyat-nedir.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 11:23:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1260</guid>

					<description><![CDATA[Edebiyat (yazın); duygu, düşünce, olay ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü ya da yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır. Bu sanat kullanılarak ortaya konan metinlere edebî (yazınsal) metin denir. Bir tarih, fizik ya da felsefe metni ile bir şiir, roman ya da hikâye ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><strong>Edebiyat (yazın); duygu, düşünce, olay ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü ya da yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır.</strong></em> Bu sanat kullanılarak ortaya konan metinlere <strong>edebî (yazınsal) metin</strong> denir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarih, fizik ya da felsefe metni ile bir şiir, roman ya da hikâye metnini karşılaştırdığımızda edebiyatın,ne olduğunu daha iyi anlarız. Öğretici metinlerden olan tarih, fizik, felsefe vb. metinlerde temel amaç bir konuya açıklık getirmek, herhangi bir konuda bilgi vermek ya da bir düşüncenin doğruluğunu kanıtlamaktır. Edebî metinlerde ise temel amaç, edebiyat sanatının olanaklarından yararlanarak duygu, düşünce, olay ve hayalleri özgün, etkileyici ve güzel bir dille ifade etmektir. <span style="text-decoration: underline;">Edebiyat, kişinin düşünce dünyasından çok duygu ve hayal dünyasına seslenen bir sanattır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürkün Sanatla İlgili Sözleri</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/ataturkun-sanatla-ilgili-sozleri.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2013 11:18:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güzel Sanatlar ve Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1258</guid>

					<description><![CDATA[Değerli ziyaretçilerimiz, Atatürk, bilindiği gibi sanata, edebiyata büyük önem vermiştir. Bu önem farklı zaman ve mekanlarda gerçekleştirdiği konuşmalarda ve eserlerinde açıkça görülür. Aşağıda bazı sözleri derlenmiştir. İnsanlarda birtakım ince, yüksek ve temiz duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli ziyaretçilerimiz, Atatürk, bilindiği gibi sanata, edebiyata büyük önem vermiştir. Bu önem farklı zaman ve mekanlarda gerçekleştirdiği konuşmalarda ve eserlerinde açıkça görülür. Aşağıda bazı sözleri derlenmiştir.</p>
<ul>
<li style="text-align: justify;">İnsanlarda birtakım ince, yüksek ve temiz duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve temiz duyguları en fazla duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen, şairdir.</li>
<li style="text-align: justify;">Sanat, güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, ezgi ile olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.</li>
<li style="text-align: justify;">Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat sanatçı olamazsınız.</li>
<li style="text-align: justify;"><strong>Bursa&#8217;da temsil veren tiyatro sanatçılarına söyledikleri:</strong> Sizleri çok takdir ederim. Devrimimizde şirin de önemli hizmetleriniz vardır. Sanatınızı meslek edinerek engelleri yenmeye kararlı olmanızı, arkadaşlarınızla samimi olarak geçinmenizi bilhassa öğütlerim. Sizin vatana en büyük hizmetiniz, Anadolu&#8217;muzu baştan başa dolaşıp halkımıza sanatın ne olduğunu anlatmanız olacaktır.</li>
<li style="text-align: justify;">Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.</li>
<li style="text-align: justify;">Bir millet sanattan ve sanatçıdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz.</li>
<li style="text-align: justify;">Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
