<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gazete Yazıları &#8211; Edebiyat Öğretmeni. İnfo</title>
	<atom:link href="https://www.edebiyatogretmeni.info/tag/gazete-yazilari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.edebiyatogretmeni.info</link>
	<description>Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenlerinin Kaynak Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Aug 2023 22:28:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Makale Örneği</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/makale-ornegi.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jan 2014 22:20:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete çevresinde gelişen metin türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=1789</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk, zora dayanan ilişkilerdeki belirsizliğin yerine kuralın egemenliğini geçirir. Nasıl yaşayabilir bir toplum? O toplumda rollerin ve yerlerin, yararların ve yükümlülüklerin, yetkilerin ve ödevlerin dağılımını hiç kimsenin tehlikeye düşürmeyeceğine, insanlar inanıyor, inanabiliyorsa değil mi? Toplumda durup oturmuşluk, düzenlilik,önceden kestirilebilirlik, giderek ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hukuk, zora dayanan ilişkilerdeki belirsizliğin yerine kuralın egemenliğini geçirir. Nasıl yaşayabilir bir toplum? O toplumda rollerin ve yerlerin, yararların ve yükümlülüklerin, yetkilerin ve ödevlerin dağılımını hiç kimsenin tehlikeye düşürmeyeceğine, insanlar inanıyor, inanabiliyorsa değil mi? Toplumda durup oturmuşluk, düzenlilik,önceden kestirilebilirlik, giderek güvenlik böyle sağlanabilir ve bunlarsız hiçbir girişim de başarıya ulaşamaz. Peki hukuk, bu düzen ihtiyacına hangi araçlarla yanıt verebilir?<br />
Hukuk, bu düzen ihtiyacına üç yolla yanıt verebilir:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Bir toplumda yaşayanların neleri yapabilip yapamayacaklarını, nelerle yükümlü olduklarını ve bunlara uymamanın kendilerine nelere mal olacağını belirleyen -yasalar ya da örf ve âdetler- biçimindeki kurallarla;<br />
&#8211; Uyuşmazlıklar olduğunda, onlarda hakemlik edip, söz konusu kurallara uygun olarak giderimleri ve cezaları kararlarla saptayabilen mahkemelerle;<br />
&#8211; Bu kararları gerçekten yerine getirebilecek insansal ve maddi araçlarla.<br />
Hukukun bu üç bileşeni üzerinde ayrı ayrı durulmalı.<br />
Söz konusu üç koşul bir arada olmadığında, herkes, uğradığı haksızlığı değerlendirmede, karşılığını seçmede, onu bizzat yerine getirmede, kısacası öcünü almada kendini yetkili görecektir. Bunun sonucu ise bellidir: Yeni bir kurban arama çılgınlığı, öce karşı öç, yakınların sahneye çıkması, arkasından bir salgın hastalık gibi, şiddetin -sıçraya sıçraya &#8211; bütün bir topluluğa yayılması&#8230;<br />
Oysa, barbarlıktan uygarlığa geçiş, öcün yerini, cezalandırıcı belli bir hukuk sisteminin almasını gerektirmiştir.<br />
Öçten yakayı iyice sıyırabilmek için, kişilerin elinden, kendi davasının yargıcı olma yetkisini çekip almak gerekiyordu çünkü, bugün de yürürlükte olan bir kurala göre, bir uyuşmazlıkta &#8220;<strong>hem yargıç hem taraf</strong>&#8221; olunamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Uyuşmazlık içindeki tarafların arasına bir üçüncü kişinin, yani yargıcın girmesiyledir ki hukuk başlar. Çatışmak için iki kişi yeter ama hukukun egemenliği altına girmek için üç kişi olmalıdır. Bu yargıç, söz konusu uyuşmazlığı çözmek amacıyla, tarafların karşılıklı savlarını incelemekle yükümlüdür. Titizlik isteyen bir iştir bu; davayı ağırlaş-tırdığı ve yararsız biçimciliklere boğduğu suçlaması da yapılsa, &#8220;usulle ilgili kurallar bu titizliği sağlar ve önemlidir. Ayrıcı, hakemliğini dayatabilmek için, yargıç, kişininkine kat kat üstün bir gücü, yani devlet gücünü kullanır. Son olarak, hakemliğinin kabul edilebilmesi için, yargıç, taraflardan mutlak bağımsız, yani yansız olmalıdır. İşte bu koşullardadır ki adaletten söz edilebilecektir. Ne anlaşılır adalet deyince ve nedir temel koşulları onun?</p>
<p style="text-align: justify;">Sorun şudur: Toplumda, yararları ve yükümlülükleri paylaştırmak için, insanlar zordan çok hukuka başvurmuş. Ancak, böylece kurulan düzenin kabul edilebilmesi için, onun adil de olması gerekir. Bir düzen, eğer sadece güçlülere yarar sağlıyorsa uzun süre katlanılamaz ona. Peki herkesin istediği o adalet kavramı üzerinde nasıl anlaşmalı?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şuradan başlamalı:</strong> Yığınla insan aynı suçu işlemişse, aralarından birini ötekilerden daha ağır cezalandırmak adaletsiz görünecektir. Bir felâketin kurbanları aynı zarara uğramışlarsa onlardan birine ötekilerden daha az tazminat ödemek adaletsiz sayılacaktır. Bütün bu hâllerde akla gelen eşitlik ilkesi, şöyle belirtilebilir: &#8220;Birbirine benzer durumlarda benzer biçimde dav-ranmalı!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ilke tartışılmaz görünür çünkü akla uygundur. Böylece, eşitlik adaletin başta gelen ilkesidir. Ancak, öyle durumlar da vardır ki, herkese aynı işlemi yapmak adaletsiz olacaktır. Bir ailede doğru olan, her çocuğa aynı cep harçlığını vermek değil, tersine onu yaşlara ve ihtiyaçlara göre dağıtmaktır. Bunun gibi, bir işletmede, sorumlulukları ve ücretleri, yapılan işe ve yetkilere göre bölüştürme akla uygun görünür. Böylece, orantılı olma, adalet düşüncesini tamamlar.  Aristoteles&#8217;ten gelen bu eşitlik ve oranlı olma kurallarıyla, adil bir ceza,  hakkaniyete uygun bir tazminat ve bölüştürmeyle mümkün olacaktır. Adaleti pozitif yasalarla bir tutmak birçok itirazlara uğruyor: Önce, yasa tanımı gereği &#8211; genel olduğundan, karşılaşılabilecek bütün durumları önceden göremez, öte yandan, yargıç, görevinin olağan uygulamasını sürdürürken, bir yasayı mekanik olarak uygulama yerine, hakkaniyete başvurma gereğini duyduğu anlar olur yani yasanın öngörmediği bir hâlle karşılaştığında, böylesi bir durumla yüz yüze kalsaydı yasa koyucunun sorunu nasıl çözebileceğini yargıç kendisine sorar, sormalıdır da.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ikinci neden de, hukuku, yürürlükteki yasalarla bir tutmamızı engeller. Gerçekten, yasalar açıkça insanlık duygularını incitiyor ya da zamanla bu hâle düşmüşlerse adalet duygusu onlara karşı çıkmamızı emreder bize. Fransa&#8217;da Vichy Rejimi&#8217;nin 1940&#8217;ta kabul ettiği Yahudi aleyhtarı yasalar buna verilecek örneklerden biridir. Bunun gibi, Nürnberg&#8217;de 1945&#8217;te, insanlığa karşı suç işleyenler yargılandı. Ne var ki bu suçlar, yasal olarak, yani Alman Nazi rejiminin pozitif hukukuna tam bir uygunluk içinde işlenmişti. Yasaya uygunluk, sadece yasallığı dile getiriyor. Ancak, yasal olma, her zaman &#8220;meşru&#8221; olma, yani akla, adalete ve hakkaniyete uygun olma değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak, bir alan vardır ki orada devletlerin yasalarına dayanılamaz, uluslararası hukuk alanıdır bu. Gerçekten, ortak bir yasayı dayatabilecek bir dünya devleti yok. Ne var ki bu çeşitli devletlerin, ticarete, denizlere ya da savaşa uygulanabilecek bir hukukun kimi genel ilkelerinde &#8211; ağır ağır da olsa- bir uzlaşmaya gitmelerini engelle-medi. Uluslararası hukukun karşılaştığı açık engellere karşın, bu hukukun günün birinde kendini tam olarak daya-tacağı umudu yok olmuş da değil. Böylece, uluslarüstü kurumlar, bir devleti, örneğin kendi uyruğundaki insanları kıyıma uğratmasını önleyebilecek bir gün.</p>
<p style="text-align: justify;">Hukukun, fazla genel olduklarında, insanlık duygularını incittiklerinde, yasalara saygıya indirgenemeyeceğini gördük. Ne demektir bu? Yasaların üstünde, yani pozitif hukukun üstünde, kendisini dayatan bir üstün hukukun bu-lunduğunu kabul etmek değil de ne?</p>
<p style="text-align: justify;">Kimi filozoflara göre, bu üstün hukuk ya da &#8220;doğal hukuk&#8221;, her insanın vicdanında yazılıdır ve değişmez. Ancak, böyle bir hukuk varsa nasıl oluyor da halklar birbirinden farklı yasalar kabul etmişlerdir? Şu yanıt veri-lebilir bu soruya: Birbirinden farklı yasaların ötesinde, kimi genel ilkeler vardır; onlar henüz her yanda kabul edilmiş olmasalar da, bir gün evrensel olarak tanınma yeteneğini taşırlar. Bunu söylemek, her ülkeye ve her döneme has özel yasaların bütün ayrıntılarını bu ilkelerden çıkarmak: anlamına gelmez. Ama yine de, bu doğal hukukun ilkeleri, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi&#8217;nde dile getirildikleri biçimleriyle, mutlak emirler verirler öyle ki hiçbir ülkenin hukuku, adaletsizliğe düşmeden onları çiğneyemez.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan ilişkilerinde, bir yandan dostları bir araya getiren bir yakınlık vardır; onun karşısında da, bilmeksizin birbiriyle çatışan düşmanların farklılığı ya da karşılıklı kini. Bu iki uç arasında, hukuk, başkasına saygılı ve iletişime, tartışmaya ve uyuşmazlıkların barışçı çözümüne açık, akla uygun bir mesafe koyar. Hukuku, hümanizmanm bir öğesi yapıp çıkan da işte bu değerlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(Server Tanilli) (Yaratıcı Aklın Sentezi)</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Servet-i Fünun Döneminde Gazetecilik</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/servet-i-funun-doneminde-gazetecilik.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2013 22:12:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Servet-i Fünun Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=915</guid>

					<description><![CDATA[SERVETİFÜNUN EDEBİYATINDA GAZETECİLİK ♦ Tanzimat Dönemi&#8217;nde daha çok gazete sütunlarında toplanmış olan edebî çalışmalar bu dönemde dergilere geçmiş, çeşitli dergilerin etrafında farklı eğilimler bir araya gelmiştir. Yeniliği temsil edenler önceleri Malumat (1893), Mektep (1895) dergilerinde görünmüşler, daha sonra Servet-i Fünûn ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>SERVETİFÜNUN EDEBİYATINDA GAZETECİLİK</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">♦ Tanzimat Dönemi&#8217;nde daha çok gazete sütunlarında toplanmış olan edebî çalışmalar bu dönemde dergilere geçmiş, çeşitli dergilerin etrafında farklı eğilimler bir araya gelmiştir. Yeniliği temsil edenler önceleri Malumat (1893), Mektep (1895) dergilerinde görünmüşler, daha sonra Servet-i Fünûn dergisini kendi yayın organı haline getirmişlerdir. Selanik&#8217;te çıkan Mütâlâa (1896) dergisi de yeni edebiyat tarafındadır. Divan edebiyatı yanlısı olanlar ise Baba Tahir&#8217;in çıkardığı Musavver Malumat (1905-1903) dergisinde toplanmıştır. Bunun etrafında Hazine-i Fünûn (1882-1897), Resimli Gazete (1881-1899), Musavver Fen ve Edep (1899), irtika (1899) gibi dergiler vardır. Bu dergiler mizanpaj, baskı ve yazı niteliği bakımından ileri bir seviyede görünür.</p>
<p style="text-align: justify;">♦ Bu dönemde sayıları otuzu bulan gazeteler arasında sayfalarını kısmen de olsa edebiyata açan gazeteler arasında başlıcaları Tercüman-ı Hakikat (1886-1908), Sabah (1886-1918), Terakki (1897-1898)&#8217;dir. Bu gazeteler de teknik bakımdan daha nitelikli gözükmekle birlikte sansür nedeniyle asıl işlevlerinden uzak kalmışlardır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köşe Yazısı</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/kose-yazisi.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2013 23:48:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[11. Sınıf Dil ve Anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete çevresinde gelişen metin türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=793</guid>

					<description><![CDATA[Kimi yazarlar, memleket ve dünya gündemindeki birtakım konular ile  ilgili görüş, yorum ve değerlendirmelerini gazete ve dergilerde kendilerine ayrılan köşelerde düzenli aralıklarla okurları ile paylaşırlar. Haftanın belli günlerinde periyodik olarak çıkan bu çeşit yazılara köşe yazısı denir. Çağımızda köşe yazılarını, ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kimi yazarlar, memleket ve dünya gündemindeki birtakım konular ile  ilgili görüş, yorum ve değerlendirmelerini gazete ve dergilerde kendilerine ayrılan köşelerde düzenli aralıklarla okurları ile paylaşırlar. Haftanın belli günlerinde periyodik olarak çıkan bu çeşit yazılara köşe yazısı denir.<br />
Çağımızda köşe yazılarını, bu metinleri yazanların konu seçimindeki tutumlarını ve bu konuları ele alış şekillerini dikkate alarak 3 ana grupta inceleyebiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>1. Çoğunlukla siyasi gelişmeleri konu alan günübirlik yorum yazıları:</strong></span> Köşe yazarlarının bir bölümü -ki bu kişilerin önemli bir kısmı köşe yazarlığına gazetecilik mesleğinin temeli sayılan muhabirlikten geçmiştir- yazılarının merkezine ülke ya da dünya gündemini etkileyen siyasi bir gelişmeyi yerleştirerek bu gelişmeyle ilgili kişisel görüşlerini bir sohbet havasında okuyucularıyla paylaşma yoluna giderler. Bu yazarlar, görüşlerini çoğunlukla herhangi bir kanıta dayandırmaz, yazılarını bir sonuca bağlamazlar. Bu yazılar, genellikle yazının yazıldığı gün için bir anlam ve değer taşır; o gün içinde okunur, ertesi gün yerini yeni bir yazıya ve gündeme terk ederek unutulup gider. Metin türleriyle ilgili klasik sınıflandırma yöntemi dikkate alındığında bu tür yazıların, birer fıkra olduğu söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Haber yazılarıyla bu tür köşe yazıları (fıkra) arasında çok yakın bir ilişki vardır:</strong></span> Haber yazısının da fıkranın da merkezinde güncel bir haber yer alır. Haber yazısı, sadece haberi bildirir. Tarafsız bakış açısıyla ülke ve dünyada olup bitenler hakkında kısaca bilgi verir. Fıkra ise bir bakıma bu haberlerle ilgili bir yorum yazısıdır. Bu tür metinlerin yazarları; birikimleri, ideolojileri, benimsedikleri değerler sistemi vb.den yola çıkarak dünyada ve ülkede yaşanan gelişmeleri kendi bakış açılarına göre yorumlar, bunlarla ilgili görüş, öneri ve uyarılarını gazete ve dergilerdeki köşelerinde dile getirirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>2. Yorum kadar bilgi ve analize de yer veren köşe yazıları:</strong></span> Bazı köşe yazarları uzmanlık gerektiren bir alanda (uluslararası ilişkiler, hukuk, ekonomi, felsefe, din, tarih, siyaset bilimi, toplum bilimi vb.) mesleki geçmişleri ya da kişisel çabalarıyla önemli bir bilgi birikimine ve analiz yeteneğine sahip olmuşlardır. Bu yazarlar, gündemdeki olay, konu ve sorunları yorumlarken bunlarla ilgili ayrıntılı bilgilere de yer verirler. Doyurucu bilgiler ve inandırıcı kanıtlar içeren, ufuk açıcı nitelikleri ağır basan bu tür metinleri, makale havası taşıyan ama makaleye göre daha kısa olan ve daha yüzeysel analizler içeren birer köşe yazısı olarak değerlendirmek de mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek birinci gerekse de ikinci maddede belirttiğimiz köşe yazıları; toplumun her kesimini, özellikle de karar alma süreçlerinde yer alan siyasetçileri ve bürokratik eliti etkileme ve yönlendirme noktasında son derece etkili bir güce sahiptir. Köşe yazılarının sahip olduğu bu güç, demokrasiler açısından bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Çünkü vatandaşların bireysel çabalarıyla bazı konu ve sorunları ülke gündemine taşımaları, bu çabalardan somut sonuçlar elde etmeleri -gerçekçi olmak gerekirse- çok da mümkün değildir. Köşe yazarı bu süreçte devreye girerek vatandaşların sözcüsü olur bir bakıma; onların beklenti, öneri ve uyarılarını yüksek sesle dile getirmeye, onlar adına ülke gündemini belirlemeye çalışır. Bu noktada köşe yazılarında bir farklılaşma da ortaya çıkar. Çünkü bir yazarın penceresinden bakıldığında çok önemliymiş gibi görülen bir sorun, başka bir yazarın penceresinden &#8220;<strong>sorun</strong>&#8221; olarak bile nitelendirilemeyecek kadar basit ve önemsiz görülebilir. Bu anlamda, köşe yazılarıyla o yazıları kaleme alanların siyasi görüşleri, hayatı okuma ve anlamlandırma biçimleri, birikimleri ve duyarlıkları arasında çok sıkı.bir ilişki bulunduğunu söyleyebiliriz.<br />
Köşe yazarlarının, kamuoyunda bazı konulara karşı farkındalık yaratma noktasında çok etkili oldukları, bunun da demokrasiler açısından büyük bir kazanım sayılması gerektiği gerçeği, başka bir gerçeğin üstünü örtmemelidir. Bu, sayıları çok az da olsa, bazı yazarların, kendi zihniyet dünyalarından ya da maddi çıkarlarından ötürü patronlarının, suç örgütlerinin, küresel ya da ulusal ölçekteki bazı güç odaklarının siyasi ya da ekonomik çıkarlarını korumak, bunların sözcülüğünü yapmak isteyebilecekleridir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong> 3. Edebî, kültürel ve sanatsal konular hakkında yazılan köşe yazıları:</strong> </span>Bazı köşe yazarları -ki bunların önemli bir bölümü aynı zamanda birer şair, romancı, denemeci ya da eleştirmendir- siyasi, sosyal, ekonomik vb. konularla ilgili yazılar yazmazlar. Bu konularla ilgili yazılar yazsalar bile bunlara bir edebiyatçı, bir kültür-sanat adamrduyarlığıyla yaklaşmayı tercih ederler. Onların yazılarının merkezinde çoğunlukla edebî, kültürel ve sanatsal konular vardır. Söz gelimi bir şairin ölüm yıldönümü yaklaşmaktadır. Köşe yazarı, o şairin ölüm yıldönümü dolayısıyla bir yazı yazar. Böylece bu konuyu gündeme taşır. Yazısında o şairin hayatından, eserlerinden ve öneminden söz eder. Başka bir yazar, yeni çıkan bir romanla ilgili bilgiler verir, diğer bir yazar sergilerden, müzelerden söz açar yazısında, bir başkası ise Nobel <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/">edebiyat</a> ödüllerini kazanan kişilerle ilgili bir yazı yazar.<br />
Edebî, kültürel ve sanatsal konularla ilgili köşe yazılarının bir kısmında deneme metinlerine özgü bir dil kullanımı ve bakış açısı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Köşe yazılarında dil daha çok göndergesel işlevde, heyecana bağlı işlevde ve alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır. Anlatım türlerinden de en çok açıklayıcı anlatımdan yararlanılır. Bunun yanında bazı yazarlar diğer anlatım türlerinden de yararlanırlar.<br />
Köşe yazılarının dil ve anlatım özellikleriyle ilgili kesin kurallardan söz etmek zordur: Kimi yazarlar, anlatmak istediklerini doğrudan söylerler, bu yazarların ne demek istedikleri apaçık ortadadır. Bazı yazarlar ise soru cümleleriyle, dolaylı ifadelerle dile getirirler anlatmak istediklerini. Bu tür yazıları anlamak için okuyucunun belli bir birikime, zengin bir hayal dünyasına ve güçlü bir çözümleme yeteneğine sahip olması gerekir. Geniş okuyucu kitlelerine seslenmek isteyen köşe yazarları; yazılarını açık, yalın, duru, akıcı ve samimi bir anlatımla oluştururlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk gazetecilik tarihi, bir bakıma ülkemizdeki köşe yazarlığının da tarihidir. Buradan yola çıkılarak<strong><a title="şinasi" href="https://www.edebiyatogretmeni.info/sinasi.htm"> Şinasi</a>, Ahmet Vefik Paşa, <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/ziya-pasa.htm">Ziya Paşa</a>, <a title="namık kemal" href="https://www.edebiyatogretmeni.info/namik-kemal.htm">Namık Kemal</a>, <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/recaizade-mahmut-ekrem.htm">Recaiza Mahmut Ekrem</a>, Ali Suavi</strong> gibi edebiyat ve düşünce adamlarının, Türk edebiyatındaki ilk köşe yazarları oldukları söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü Türkiye sınırları içinde Türkçe çıkan ilk özel gazete olan &#8220;<strong>Tercüman-i Ahvâl</strong>&#8220;in yayımlanmaya başlandığı 1860&#8217;tan günümüze dek binlerce kişi gazetelerde köşe yazarı olarak çalışmıştır. <strong>Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Yusuf Ziya Ortaç, Falih Rıfkı Atay, Peyami Safa, Burhan Felek, Şevket Rado, Aziz Nesin, Çetin Altan</strong>; bu kişiler içinde akla ilk gelenlerdir. Günümüz Türkiye&#8217;sinde onlarca ulusal gazete ve dergi, yüzlerce yerel gazete, yayın hayatını intemet&#8217;te sürdüren sayısız haber portalı olduğu ve bunlarda her gün köşe yazılarının yayımlandığı düşünüldüğünde, günümüz köşe yazarlarının sayısıyla ilgili kesin bir rakam vermenin de ne derece güç olduğu anlaşılacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazetecilik Terimleri</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/gazetecilik-terimleri.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2013 23:25:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=791</guid>

					<description><![CDATA[asparagas haber: Doğru olmayan, yalan, uydurma haber. basın: 1. Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yazılı yayınların bütünü, matbuat. 2. Bu tür iş yerlerinde görevli kimselerin tümü. basın bildirisi: Basın yayın organlarına bilgi vermek amacıyla yetkili kurum veya kişiler tarafından hazırlanmış ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>asparagas haber:</strong> Doğru olmayan, yalan, uydurma haber.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>basın:</strong> 1. Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yazılı yayınların bütünü, matbuat.<br />
2. Bu tür iş yerlerinde görevli kimselerin tümü.<br />
basın bildirisi: Basın yayın organlarına bilgi vermek amacıyla yetkili kurum veya kişiler tarafından hazırlanmış yazılı açıklama.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>basın özeti:</strong> 1. Belli bir tarihte çeşitli gazetelerde yer alan günün önemli haberlerinin bir başka basın kuruluşu tarafından hazırlanan özeti.<br />
2. Çeşitli kuruluşların belli bir konuda hazırladıkları rapor veya bilgilerin bası¬na dağıtılmak üzere oluşturulan özeti.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>basın özgürlüğü:</strong> Görüş ve düşünceleri basın ve yayın yoluyla açıklayabilme ve yayabilme hakkı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>basın toplantısı:</strong> Yetkili bir kimsenin, bir veya birden fazla konu üzerinde açıklamada bulunmak için kitle iletişim araçlarında görevli kimselerle yaptığı toplantı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>basın yasağı:</strong> Basın yayın organlarının bir konu hakkında yayın yapmasını kısıtlayıp engelleme.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>de kroşe:</strong>Yan sütunlara taşan yazı, başlık ya da resim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>demarkaj:</strong> Bir haberi ve yazıyı yeniden yazmak.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>devam başlığı:</strong> Birinci sayfadan verilen haber başlıklarının devam (mabat) sayfalarında daha küçük puntolarla yazılmış şekli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>haber atlatmak:</strong> Bir haberi rakip medya kuruluşlarından önce yayımlamak.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>haber bülteni:</strong>Radyonun, televizyonun ve çeşitli haber ajanslarının günün iç ve dış olayları konusunda kamuoyunu aydınlatmak amacıyla yayımladıkları kısa metin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>spot:</strong> Haber metninden biraz daha büyük harfli puntolarla dizilen, haber içindeki özellikleri vurgulamak, ana ayrıntıları başlık kompozisyonu içerisinde sergilemek için kullanılan, genellikle sıralamada başlıktan sonra yer alan haber</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazetecilik Tarihi</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/gazetecilik-tarihi.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2013 23:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete çevresinde gelişen metin türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=789</guid>

					<description><![CDATA[Tarihteki ilk gazete, Roma Senatosu&#8217;nca MÖ 59 yılında 2000 kopya olarak çıkarılıp imparatorluğun değişik bölgelerine dağıtılan Açta Diurna&#8216;dır. Çin&#8217;de Tang hanedanı döneminde dağıtılmaya başlanan Kai Yuan Za Bao adlı saray genelgesi de bir çeşit gazete sayılabilir. 15. yüzyılda matbaanın icadı ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Tarihteki ilk gazete</span>, Roma Senatosu&#8217;nca MÖ 59 yılında 2000 kopya olarak çıkarılıp imparatorluğun değişik bölgelerine dağıtılan <strong>Açta Diurna</strong>&#8216;dır. Çin&#8217;de Tang hanedanı döneminde dağıtılmaya başlanan <strong>Kai Yuan Za Bao</strong> adlı saray genelgesi de bir çeşit gazete sayılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">15. yüzyılda matbaanın icadı gazete ve dergilerin hızla gelişmesinin önünü açmış, 16. yüzyılda Avrupa&#8217;da savaşlara tanıklık etmiş kimselerin birinci elden aktardıkları bilgilere yer veren birkaç sayfalık gazeteler yayımlandıktan sonra periyodik süreli ilk gazeteler 17. yüzyılın başlarında Almanya&#8217;nın bazı kentlerinde ve Belçika&#8217;nın Anvers kentinde basılmıştır. <strong>Johann Carolus</strong>&#8216;un 1605&#8217;te yayımladığı <strong>Aller Fürnemmen und gedenckwürdigen Historien</strong>&#8216;in, <span style="text-decoration: underline;">kâğıt üzerine basılan ilk günlük gazete</span> olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın her yerinde ilk gazeteler tümüyle devlet denetiminde çıkmaya başlamıştır. Bunda hiç şüphesiz ekonomik etkenler kadar siyasi ve sosyal etkenler de önemli rol oynamıştır. Çünkü gazete, gerek haber yazıları gerekse köşe yazılarıyla toplumun bilinçlenerek siyasi iradeye karşı hak ve özgürlük mücadelesine girişmesine, bu da mevcut siyasi dengelerin değişmesine neden olabilirdi. Bunun farkında olan yöneticiler, gazeteleri uzun süre ya kendileri çıkarmış ya da kendi denetimlerindeki kişilere çıkartmışlardır. Özel gazetelerin yayımlanmaya başlanmasıyla birlikte haberleşmede ilk zamanlara göre daha özgür bir ortam oluşmuştur. Gerçi bu gazetelere de zaman zaman müdahalelerde bulunulmuş, bu gazetelerdeki kimi haber ve yazılar sansürlenmiş, bu gazetelerin sahip, yönetici ve yazarları cezalandırılmış, kimi zaman da bu gazeteler kapatılmıştır. Sansürün kaldırılmasıyla birlikte gazetecilikte yeni bir dönem başlamış; düşünce ve haberleşme özgürlüğü, zaman içinde modern toplumun ve demokratik devletin en belirleyici niteliği hâline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;"> İlk Türkçe gazete</span> </strong>1828&#8217;de <span style="text-decoration: underline;"><strong>Kahire&#8217;de Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa</strong></span>&#8216;nın emriyle yayımlanmaya başlanan <span style="text-decoration: underline;"><strong>Vakayi-i Mısriye</strong></span>&#8216;dir. <span style="text-decoration: underline;"><strong>Bugünkü Türkiye sınırları içinde</strong> Türkçe yayımlanan ilk gazete ise <strong>Takvim-i Vakayi</strong>&#8216;dir</span>. 1831&#8217;de haftalık bir gazete olarak yayımlanmaya başlanan<strong> &#8220;Takvim-i Vakayi</strong>&#8220;nin, kısa bir süre sonra Arapça, Ermenice, Farsça, Fransızca, Rumca baskıları da çıkmaya başlamıştır. <strong>Takvim-i Vakayi</strong>, <span style="text-decoration: underline;">devlet tarafından çıkarılan</span>, dolayısıyla da devletin sözcülüğünü üstlenen, <span style="text-decoration: underline;">resmî bir gazetedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ceride-i Havadis</strong>, Türkçe yayımlanan <strong>ilk yarı resmî gazete</strong>dir. 1840&#8217;ta yayımlanmaya başlanan Ceride-i Havadisin yarı resmî bir gazete olarak değerlendirilmesinin nedeni, bu gazeteyi çıkaran kişinin (<strong>William Churchill</strong>&#8216;in) devletten bir miktar ekonomik yardım almasıdır. Osmanlı ve Batı dünyasından haberler veren, Batı dillerinden tercüme edilen makale ve şiirlere yer veren, vatandaşlar tarafından verilen ilanları yayımlayan, bünyesinde Batılı gazetelerde olduğu gibi muhabirler çalıştıran, hatta 1854 Kırım Savaşı&#8217;na bir savaş muhabiri göndererek cepheden haberler ileten Ceride-i Havadis, 1864&#8217;te kapanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Bugünkü Türkiye sınırları içinde Türkçe yayımlanan</span> <strong>ilk özel gazete &#8220;Tercüman-ı Ahvâl</strong>&#8220;dir. 1860&#8217;ta <a title="ŞİNASİ" href="https://www.edebiyatogretmeni.info/sinasi.htm"><strong>Şinasi</strong></a> ve <strong>Agâh Efendi</strong> yönetiminde haftalık bir gazete olarak yayımlanmaya başlanan Tercüman-ı Ahvâl, 25. sayısıyla birlikte haftanın üç günü, daha sonraki zamanlarda ise Ceride-i Havadis gazetesiyle rekabet edebilmek için haftanın beş günü yayımlanır olmuştur. Gazetede yazıları yayımlanan <strong>Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ziya Paşa</strong> gibi edebiyat ve düşünce adamları, yazılarında çoğunlukla Osmanlı toplumunun geri kalma nedenleriyle ilgili düşüncelerini dile getirmişlerdir. Tercüman-ı Ahvâl, Batılı anlamda ilk Türkçe tiyatro eseri olan &#8220;<strong>Şair Evlenmesi</strong>&#8220;nin tefrika edildiği gazete olması yönüyle Türk edebiyat tarihi açısından da son derece önemli bir yere sahiptir. Gazete, Ziya Paşa&#8217;nm kaleme aldığı sanılan ve eğitim sistemine sert eleştirilerde bulunan bir yazı yüzünden Mayıs 1861&#8217;de iki hafta süreyle kapatılmıştır. Bu olay, Türk medyasında yayın durdurma cezasının ilk örneğidir. 792 sayı yayımlanan Tercüman-ı Ahvâl gazetesi, 11 Mart 1866&#8217;da kapanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tercüman-ı Ahvâl&#8217;in 24. sayısıyla birlikte bu gazeteden ayrılan Şinasi, 1862&#8217;de, <strong>Tasvir-i Efkâr</strong> gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Şinasi 1865&#8217;te Fransa&#8217;ya gidince gazetenin yayımını sırasıyla <strong>Namık Kemal</strong> ve <strong>Recaizade Mahmut Ekrem</strong> sürdürmüştür. Gazete, Mayıs 1910&#8217;dan sonra <strong>Ebüzziya Tevfik</strong> tarafından Yeni Tasvir-i Efkâr adıyla bir süre daha yayımlanmış, 1825&#8217;te İstiklal Mahkemesi&#8217;nce kapatılıncaya dek aralıklı olarak ve değişik isimlerle yayımlanmaya devam etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">1867&#8217;de <strong>Ali Suav</strong>i, yönetimi sert biçimde eleştiren Muhbir gazetesini yayımlamaya başlamıştır. Ali Suavi&#8217;nin Avrupa&#8217;ya gitmesinden sonra yayımlanmasına Londra&#8217;da devam edilen Muhbir, Avrupa&#8217;da Türkçe yayımlanan ilk gazetedir. 1908&#8217;de II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte gazetecilik sektöründe büyük bir canlılık yaşanmış; 1908-1909 yıllarında yayımlanan günlük gazetelerin sayısı 200&#8217;ü aşmıştır. İttihat ve Terakki Partisi&#8217;nin 1913&#8217;te yönetime el koymasıyla başlayan süreçte gazetelere uygulanan baskılar artmış, bu da birçok gazetenin kapanmasına neden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurtuluş Savaşı öncesi ve savaş döneminde İstanbul&#8217;da çıkan gazeteler siyasi tavır bakımından ikiye ayrılmıştır: <strong>Peyam-ı Sabah, Alemdar</strong>, İstanbul gazeteleri padişahı desteklerken <strong>Akşam, Vakit, Yenigün, İleri</strong> gazeteleri Ankara hükümetinin yanında yer almıştır. Atatürk, bu dönemde Sivas&#8217;ta <strong>İrade-i Milliye</strong> gazetesinin çıkarılmasını sağlamıştır. Bu gazete daha sonra Ankara&#8217;da <strong>Hakimiyet-i Milliye</strong> adıyla yayımlanmaya devam etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet&#8217;in ilanıyla birlikte ülkemizde birçok yeni gazete yayımlanmaya başlanmıştır. Bugün Türkiye&#8217;de yüzlerce yerel gazete ile birçok ulusal gazete günlük olarak yayımlanmaktadır. 20. yüzyıldaki teknolojik gelişmeler; gazetelerin modern baskı makinelerine ve dağıtım sistemlerine kavuşarak kurumsallaşmalarını sağlamış, bu da tirajlarını hızla artıran gazeteler arasında büyük bir rekabetin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Süreç içinde telgraf, telefon, radyo, film, televizyon, bilgisayar gibi yeni buluşların da insan hayatına girmesiyle gazetelerin haber toplama ve bu haberleri sunma biçimleri, büyük ölçüde değişmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazetecilik açısından matbaanın icadı nasıl bir devrim etkisi yaptıysa görsel ve işitsel iletişimi olanaklı kılan iletişim teknolojilerinin, özellikle de İnternet&#8217;in icadı aynı etkiyi yapmıştır. Bu etkiyi şöyle somutlaştırabiliriz: Kısa süre öncesine kadar bazı gazetelerin, gün içinde birkaç baskı yaptıkları olurdu. Bunun nedeni gazetelerin baskıya günün ilk saatlerinde girmelerine karşın gün içinde ülke ve dünya gündemini etkileyen önemli olayların yaşanmasıydı. Bu durumda gazeteler yeni haberleri okuyucularına ulaştırmak için gün içinde bir ya da birkaç baskı daha yaparlardı. Günümüzde böyle bir durum söz konusu değildir. Çünkü bu ihtiyacı daha hızlı, güvenilir ve ekonomik şekillerde karşılayacak başka seçenekler vardır: Sadece haber yayını yapan televizyon kanalları, internet&#8217;teki bağımsız haber portalları, gazetelerin ve televizyonların sürekli güncellenen internet sayfaları; çağımız insanının bu ihtiyacını karşılayabilen seçenekler arasında en ön sıralardadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum, &#8220;muhabirlik&#8221;, daha kapsayıcı bir kelimeyle ifade edecek olursak &#8220;<strong>gazetecilik</strong>&#8221; mesleğinde bazı değişikliklerin yaşanmasını bir zorunluluğa dönüştürmüştür. Nitekim bundan 50 yıl öncesine kadar muhabirlik dendiğinde akla ilk gelen, &#8220;gazete&#8221; ve &#8220;dergi&#8221; kelimeleriydi. Muhabir &#8220;bir gazete ya da dergi için haber bulmaya çalışan, bulduğu haberleri yazılı metne dönüştüren kişi&#8221;ydi. Oysa şimdi muhabirlik dendiğinde gazete ve dergilerden çok &#8220;televizyon kanalları&#8221; akla gelmektedir. Yani günümüzde muhabirliğin temel işlevi değişmemekle birlikte -bu işlev, haber bulmak ve bulduğu haberi kamuoyuyla paylaşmaktır- çalışma ortamı ve koşulları büyük ölçüde değişmiştir. Eskiden haberlerini sadece yazılı basın yayın organları olan gazete ve dergiler için hazırlayan mu habirler, bugün bunları daha çok görsel yayın organları olan televizyon kanalları için hazırlamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde bir tek gazete ya da dergi yayımlamak, sadece bunların gelirlerinden ve yayımlanan reklamlardan hareket ederek o gazetenin ya da derginin giderlerini karşılamaya çalışmak, neredeyse olanaksız hâle gelmiştir. Bugün artık &#8220;x gazetesinden çok, &#8220;x medya grubu&#8221;ndan söz etmek mümkündür. Aynı anda birden çok televizyon kanalını, radyoyu, gazeteyi ve dergiyi kontrolleri altında tutan bu medya gruplarının, kamuoyunu yönlendirme noktasında son derece etkin bir rol üstlendiklerini belirtmemizde fayda olacaktır. Bu noktada bir gerçeğin daha altını çizmemiz gerekmektedir: Bu medya gruplarının patronları sadece medya sektörüyle ilgilenmemekte aynı zamanda bankacılık, sanayi ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren birçok şirketin de patronluğunu yapmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi bir ülkede egemenliği oluşturan üç kuvvet (yasama, yürütme, yargı) vardır. Günümüzde medya, anayasalarda ve yasalarda bu kuvvetler içinde tanımlanmasa bile gerçek hayatta dördüncü bir kuvvet gibi işlev üstlenmekte ve kendisini kamuoyu adına hükümetleri denetleyici bir kuvvet olarak görmektedir. Global dünyayla güçlü ilişkiler kuran ülkemizde de bu anlayışın yerleşmeye başladığını dördüncü kuvvet medya sözünün Türkçemizde sıkça kullanılır olmasından anlayabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten de medyanın, denetleme; ama bunun yanında kamuoyunu yönlendirme, etkileme ve dönüştürme noktasında çok büyük bir gücü vardır. Bu gücün kötüye kullanılabileceği gerçeğini göz önünde bulunduran bazı devletler, anayasalarında ve yasalarında çeşitli düzenlemeler yaparak bir ülkedeki gazetelerin ve diğer medya organlarının bütününe ya da çok önemli bir bölümüne bir tek kişinin ya da şirketin sahip olmasının önüne geçmeye çalışmış, bazı özerk kurumları (Türkiye&#8217;de RTÜK ve Rekabet Kurulu gibi) gerektiğinde bu medya organlarını denetlemek için yetkili kılmış, ayrıca verilen haberlerin başkalarının özgürlüklerine ve kişilik haklarına zarar vereceği durumlarda vatandaşlara bağımsız mahkemelere başvurma hakkı tanımıştır. Basın özgürlüğüne zarar gelmeyecek şekilde yapılan bu hukuki düzenlemeler yanında yayın kuruluşları da zaman içinde &#8220;<strong>basın meslek ilkeleri</strong>&#8221; adıyla bilinen kendi etik değerlerini oluşturmuş ve bunları &#8220;&#8230; gazetesi Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder.&#8221; açıklamasıyla kamuoyuna duyurmuşlardır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5n1k Nedir Ne Anlama Gelir?</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/5n1k-nedir-ne-anlama-gelir.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2013 21:26:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete çevresinde gelişen metin türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=786</guid>

					<description><![CDATA[5N 1K: KİM: Haber yazısına konu olan vakanın kim tarafından gerçekleştirildiğini, kimin başından geçtiğini, haberin kimle/neyle ilgili olduğunu ortaya koyan bölümler, haber yazısındaki kim sorusunun yanıtı olarak düşünülebilir. Balıkçılar, bu yıl balığın olmadığından şikayetçi Öğretmenler, eylem yaptı. NE: Bu soru ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>5N 1K:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>KİM:</strong> </span>Haber yazısına konu olan vakanın kim tarafından gerçekleştirildiğini, kimin başından geçtiğini, haberin <strong>kimle/neyle</strong> ilgili olduğunu ortaya koyan bölümler, haber yazısındaki kim sorusunun yanıtı olarak düşünülebilir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Balıkçılar, bu yıl balığın olmadığından şikayetçi</li>
<li>Öğretmenler, eylem yaptı.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>NE:</strong></span> Bu soru habere konu olan olayın <strong>neyi/kimi</strong> etkilediğini, ilgilendirdiğini ortaya koymaya dönüktür: Bir haber yazısında habere konu olan olaydan kimlerin/nelerin etkilendiği/etkileneceği, bu etkilenmenin ne biçimde olduğu/olacağı vb. noktalar net bir şekilde ifade edilmelidir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ekonomik bunalım, öğretmenlerin alım gücünü azalttı.</li>
<li>Taşımalı eğitim, öğrencileri ve velileri büyük bir dertten kurtarıyor.</li>
<li>Aşırı yağışlar, ekili arazileri olumsuz etkiliyor.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>NASIL:</strong> </span>Bu soru, habere konu olan olayın yapılış, meydana geliş süreci hakkında bilgi vermeye yöneliktir. Bir banka soygunu haberinde &#8220;<em>Hırsızlar, bankaya nasıl girmişler, hırsızlığı nasıl yapmışlar, güvenlik görevlilerini, banka çalışanlarını ve müşterileri nasıl etkisiz hâle getirmişler, olay yerinden nasıl uzaklaşmışlar</em>?&#8221; vb. soruların cevabı olan açıklamalar, haber yazısındaki nasıl sorusunun cevabı olarak düşünülebilir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hırsızların iş yerine girmek amacıyla yaklaşık 30 metrelik bir tünel kazdıkları bildirildi.</li>
<li>Anayasa Mahkemesi Başkanı, dün bir basın toplantısı yaparak birtakım açıklamalarda bulunacak.</li>
<li>Market inşaatının durdurulması amacıyla yeni imza kampanyası başlatan çevreciler, yöneticileri ve girişimcileri doğal çevreye duyarlı olmaya davet ediyor.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>NİÇİN:</strong></span> Bu soru, habere konu olan olayın nedenini bulmaya yöneliktir. Söz gelimi üniversiteye giriş sistemiyle ilgili yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Muhabir, bu olayı konu alan haber yazısında yetkililere sorular sorarak bu uygulamaya niçin geçildiğini, eski sistemin ne tür aksaklıkları olduğunu öğrenmeli, böylece söz konusu olayla ilgili olarak okuyucuların kafasında oluşabilecek <strong>&#8220;niçin&#8221;</strong> sorusunu cevaplayabilmelidir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>4 milyon Suriyeli, artan ölüm olayları sebebiyle bulundukları yerlerden göç etmek zorunda kaldı.</li>
<li>Otomobil şirketleri, piyasadaki durgunluğu aşmak için birbiri ardınca kampanyalar düzenliyor.</li>
<li>Hakemin kural hatası yapması, seyircileri çileden çıkardı.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>NEREDE:</strong> </span>Bu soru, habere konu olan yerle ilgili bilgi vermeye yöneliktir. Haber yazısında özel isim ya da cins ismi olarak geçen yer isimleri ve bu yerlerin özellikleriyle ilgili bilgi veren her kelime, haber yazısındaki nerede sorusunun karşılığı olarak düşünülebilir. Bu sorular &#8220;nereye, nereden, nasıl bir yerde, nasıl bir yerden&#8221; vb. şekillerde de sorulabilir:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Memurlar, Küçük Saat Meydanı&#8217;nda toplanarak hükümeti protesto edecek.</li>
<li>8 nüfuslu bu fakir aile, küçücük bir evde hayat savaşı veriyor.</li>
<li>Çukurova&#8217;ya yılın ilk dolusu düştü.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>NE ZAMAN:</strong> </span>Bu soru, habere konu olan olayın zamanı ile  ilgili bilgi vermeye yöneliktir. <strong>&#8220;Söz konusu olay ne zaman gerçekleşmiştir/gerçekleşecektir?&#8221;</strong> anlamına gelebilecek bütün sorular ne zaman sorusunun karşılığı olarak düşünülebilir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Fenerbahçe ve Galatasaray ligin 8. haftasında 1 kez daha karşı karşıya gelecek.</li>
<li>Güvenlik görevlilerinin verdiği bilgiye göre olay, bugün 23.30 civarında gerçekleşmiş.</li>
<li>Ünlü sanatçının cesedi , 100.yıl Camii&#8217;inde sabah namazının akabinde kılınan cenaze namazının ardından Kabasakal Mezarlığında toprağa verildi.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haber Yazısı</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/haber-yazisi.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2013 20:59:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[11. Sınıf Dil ve Anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete çevresinde gelişen metin türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=783</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlar; duygu, düşünce ve tecrübelerini; yaşadıkları ya da tanık oldukları olaylar hakkındaki bilgi ve gözlemlerini başkalarına da anlatmak, onları da bunlardan haberdar etmek isterler. Aslında bu tek yönlü bir istek değildir. İnsan bir taraftan haberdar etmek isterken bir taraftan da ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanlar; duygu, düşünce ve tecrübelerini; yaşadıkları ya da tanık oldukları olaylar hakkındaki bilgi ve gözlemlerini başkalarına da anlatmak, onları da bunlardan haberdar etmek isterler. Aslında bu tek yönlü bir istek değildir. İnsan bir taraftan haberdar etmek isterken bir taraftan da haberdar olmak, yani başkalarının duygu, düşünce ve tecrübelerini; yaşadıkları ya da tanık oldukları olaylar hakkındaki bilgi ve gözlemlerini öğrenmek ister, insan doğasının bu gerçeği, iletişim eyleminin özünü oluşturur.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlu iletişim ihtiyacını karşılamak için en eski çağlardan beri çeşitli yollar aramış, bu amaçla gerek dil dışı göstergelerden gerekse de dil göstergeleri olan kelimelerden yararlanma yoluna gitmiştir. Başta sadece birer ses birimi olarak varlık gösteren ve insanların konuşarak iletişim kurmalarını sağlayan kelimeler, yazının icadıyla birlikte; tabletlere, kayalara, hayvan derilerine, kâğıtlara vb.ne kaydedilmeye başlanmış, böylece daha somut bir göstergeye dönüşerek kalıcılık niteliğini de kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağlar boyunca her bir metni tek tek yazarak çoğaltmak durumunda kalan insanoğlu, matbaanın icadıyla birlikte metinleri daha kolay ve sağlıklı araçlarla çoğaltmanın yolunu bulmuştur. Bu anlamda matbaanın yazılı iletişimde devrim etkisi yaptığını söyleyebiliriz. Matbaa, hem metinlerin kolay şekilde çoğaltılmalarını sağlayarak bilgiye erişimi kolaylaştırmış, kişilerin bir şeylerden haberdar olmalarının önünü açmış hem de insanların yeni metinler oluşturmaları yönündeki istek ve heyecanlarını artırmış, kişilerin bildiklerini metinler aracılığıyla başkalarına aktararak onları bunlardan haberdar etmelerini kolaylaştırmıştır. Matbaanın icadına zamanla diğer toplumsal, siyasi, bilimsel, ekonomik vb. alanlardaki gelişmeler de eklenince yeni bir meslek (gazetecilik) ortaya çıkmış, gazeteler zaman içinde modern yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazete; politika, aktüalite, ekonomi, spor, kültür vb. konuların tümüyle ya da bir bölümüyle ilgili haber, bilgi ve yorumlar içeren, fotoğraf ve karikatür gibi görsel unsurlarla zenginleştirilebilen, giderlerinin önemli bölümü reklâm ve ilan gelirleriyle karşılanan, her gün veya daha geniş periyodik aralıklarla çıkarılan, genellikle düşük maliyetli kâğıt kullanılarak basılan bilgilendirici bir yayın türüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteye yazı yazmayı, haber toplamayı veya gazetenin yazı işlerinde çalışmayı meslek edinmiş kişilere gazeteci denir. Köşe yazarlığı, editörlük, grafıkerlik, foto muhabirliği, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği vb. çalışma alanlarını içine alan çok geniş bir kavram olan gazeteciliğin temeli, muhabirliğe dayanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Basın ve yayın organlarına haber toplayan, bildiren veya yazan kişilere muhabir; muhabirlerin yazdıkları haber metinlerine de haber yazısı denir. Haber yazısı, haber değeri taşıyan önemli ve güncel bir olay, durum, kişi ya da gelişmeyle ilgili objektif bilgi veren, genellikle resim, çizim, fotoğraf gibi görsel malzemelerle desteklenen kısa gazete yazısıdır. Gazetelerin temel çıkış gerekçesi olan, geniş halk kitlelerini yurtta ve dünyada gelişen kimi olaylardan haberdar etme isteği, haber yazıları aracılığıyla somutlaştırılır. Her gazete, yayın politikasına bağlı olarak haber yazılarına az ya da çok ama mutlaka yer vermek durumundadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bir gazetenin haber merkezine dört kanaldan veri akışı olur:</strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>1. Kendi muhabirlerinden</li>
<li>2. Resmî kanallardan</li>
<li>3. Haber ajanslarından ve diğer medya kuruluşlardan</li>
<li>4. Başka haber kaynaklarından</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu kanallardan gelen verilerin bir kısmı ya doğrudan haber yazısıdır ya da haber yazısına çok kolay dönüştürülebilirle niteliğine sahiptir. Gazetenin kendi muhabirlerinin geçtiği haberler, resmi kanallardan ve haber ajanslarından gelen haberler bu türdendir. Başka haber kaynaklarından gelen, söz gelimi gazetelerin haber merkezine gönderilen ihbar mektupları ya da şikâyet telefonlarıyla ulaştırılan bilgiler ise ancak belli bir araştırma sürecinden sonra bir haber yazısına dönüştürülebilecek türdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gazetenin en önemli ve güvenilir haber toplayıcıları kendi muhabirleridir. Muhabirler, günceli takip ederek haber değeri taşıyan ilginç ve önemli olaylar bulmak, bu olaylarla ilgili bilgi, gözlem, araştırma, inceleme ve görüşmelerini kısa sürede tamamlayarak yazılarını bir an önce yazmak zorundadırlar. Muhabirlerin &#8220;<strong>zamanla yarışan kişiler</strong>&#8221; olduklarını söylemek yanlış olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhabirlik, kulaktan dolma bilgilerle yapılmaz. Muhabir; şantaj, karalama, yıpratma vb. amaçlı haberler yazmaz; gerçek olay, olgu, belge ve bilgilerden hareketle metnini oluşturur. Gerçekleri yazmasının birilerine zarar verebileceğini, zarar görenlerin de bunun bedelini kendisine ödetmek isteyebileceklerini bile bile gerçekleri yazmaktan vazgeçmez. Gazeteci bu anlamda cesurdur. Güç odaklarıyla karşı karşıya gelmekten çekinmeyen, kamuoyunun bilgi edinme hakkını kendi çıkar ve ihtiyaçlarının önünde tutan kişidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Modem yaşamın belli bir konuda uzmanlaşmayı esas kabul eden mes¬lek algılayışı, toplumsal yapının dönüşümü, kurumların ve ilgi alanlarının çoğalması gibi türlü ne denler, muhabirlerin belli konularda uzmanlaşmalarını sağla mış; bunun sonucunda da politika, adliye, polis, ekonomi, kül tür-sanat, spor muhabirliği gibi çeşitli muhabirlik dalları oluş</p>
<p style="text-align: justify;">Muhabirler açısından haberler, bilinen (hazırlıklı) haberler ve bilinmeyen (hazırlıksız, ani) haberler olmak üzere ikiye ayrılabilir. Bilinen haberler, yazıya konu olacak haberin zamanının ve yerinin önceden bilindiği, içeriğinin az çok kestirilebildiği haberlerdir. Söz gelimi duruşmaların, spor karşılaşmalarının, siyasilerin programlarının vb.nin zamanları ve yerleri önceden belirlenmiştir. Muhabirlerin buralardan haber çıkarmaları için, belirlenen yer ve zamanlarda orada hazır bulunmaları yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhabirlikte asıl önemli olan, bilinen haberleri yazmak değil; zamanı, yeri ve niteliği önceden bilinmeyen, daha doğrusu bilinemeyecek haberleri zamanında bulmak ve yazmaktır. Bir uçak kazası, bir siyasetçinin partisinden istifa etmesi, bir kamu görevlisinin yolsuz¬luk yapması ya da bir terör eylemi; zamanı, yeri ve niteliği önceden kestirilemeyecek haberlerdendir. İşte gerçek anlamda muhabirlik böyle zamanlarda belli olur. Muhabir, hazırlıksız olduğu bu tür haberler karşısında şaşkınlığa düşmemeli, derhal olay yerine giderek yetkililerden ya da olayın tanıklarından bilgi almalı, aldığı bilgiyi de kısa sürede bir haber yazısına dönüştürebilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurdun dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapan muhabirlerinden gelen haber, bilgi ve görselleri toplayarak belli bir ücret karşılığında abonelerine ileten kuruluşlara haber ajansı denir. Hemen hemen bütün ulusal gazeteler, bu ajanslara abonedir. Gazeteler, haberleri, haber ajanslarından ve diğer medya kuruluşlarından telif hakları konusundaki hukuksal ve mali düzenlemelere bağlı kalarak alır ve yayımlarlar. Resmi kanallardan, haber ajanslarından ve diğer medya kuruluşlardan gelen haber metinleri, ya aynen ya da birkaç küçük değişiklik yapılarak yayımlanır. Bazen de buralardan gelen haberlerin detaylarını öğrenmeleri için gazeteler kendi muhabirlerini görevlendirirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteler, uğraş alanı habercilik olmayan kişiler sayesinde de haber değeri taşıyan bir durumdan ya da olaydan haberdar olabilir. Yani bazen bir haber, haber peşinde koşan muhabirin adeta ayağına gelir. Bir muhabirin, bir rüşvet ya da yolsuzluğu, duyarlı bir vatandaşın gazeteye açtığı bir ihbar telefonundan öğrenmesi ve buradan yola çıkarak bir araştırma sonucunda bir haber yazısı yazması, bu duruma örnek gösterilebilir. Gazetelere bu tür kaynaklardan da haber ve bilgi akışının olabilmesi, büyük ölçüde o gazetenin ününe ve saygınlığına bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı durumlarda kamu kurum ve kuruluşlarının medyayla ilgilenen birimleri, gazetelerin haber merkezlerine faks ya da İnternet&#8217;ten yararlanarak bir metin gönderip herhangi bir olayla ilgili resmî açıklamalarda bulunurlar. Bu haberler, gazetelere gönderilmeyip doğrudan kamu kuruluşunun internet sitesine konarak da kamuoyuna ve muhabirlere duyurulabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>HABER YAZISININ NİTELİKLERİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">1.</span> Haberyazısı, bir haber cümlesinin cümle boyutundan sıyrılıp bir metin olarak karşımıza çıkmış şekli gibidir. Dolayısıyla bir haber cümlesinde hangi öğelerin bulunması gerekiyorsa bir haber yazısında da aynı öğelerin bulunması gerekir. Buradan yola çıkarak bir haber yazısında eksiksiz bir cümlenin öğeleri bulunurken de sorulan 6 sorunun karşılığının bulunması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu sorular <span style="color: #ff0000;"><strong>5N1K</strong></span> ifadesiyle sembolleştirilen ne, nerede, ne zaman, niçin, nasıl, kim sorularıdır. Bu sorulara cevap verebilen bir cümle &#8220;haber cümlesi&#8221;, bu sorulara cevap verebilen bir metin de &#8220;haber yazısı&#8221; olma niteliğini kazanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">2.</span> Haber yazısının en önemli özelliği metne konu olan olay, durum, nesne, kişi vb.nin güncelliğini koruyor olmasıdır. Gazeteler, ülke ve dünya gündemini günü gününe takip etmek durumundadırlar. Bu anlamda bayat fakat önemli bir haberdense taze fakat önemsiz bir haberin, o gazetenin günceli takip ettiğini göstermesi bakımından daha değerli olduğu söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">3.</span> Gazeteler, gündemi takip ederler ama bir taraftan da gündemi belirlerler. Bir gazetenin, atacağı manşetlerle ve yayımlayacağı haber yazılarıyla ülke ve dünya gündemini belirleyebilmesi için söz konusu haberlerin, doğru ve güncel olması kadar ilginç ve önemli olması da gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">4.</span> Bir haber yazısının ilgi çekici olması, o haberde bilinenin ve alışılmışın dışında, farklı bir olay, durum ya da konunun ele alınmasına bağlıdır. Herkesin bildiği ya da bilmekle bilmemek arasında bir fark görmeyeceği bir haberin ilgi çekici olabileceğini söylemek zordur. &#8220;<em>Bir köpek, bir adamı ısırır-sa bu bir haber değildir fakat bir adam bir köpeği ısırırsa bu bir haberdir.</em>&#8221; cümlesi, ilgi çekicilik niteliğinin haber yazıları açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir haberin &#8220;<strong>önemli haber</strong>&#8221; şeklinde değerlendirilebilmesi için o haberde ele alınan konunun bir iki kişiyi değil, bir kitleyi ilgilendirebilecek ve etkileyebilecek nitelikte olması gerekir. Bu kitle, bir şehir halkı da olabilir bütün bir insanlık ailesi de.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">5. </span>Haber yazılarının uzunluğu-kısalığı haberin içeriğine bağlı olarak değişse de bu tür yazılarda ayrıntılara yer verilmeyerek yazının mümkün olduğunca kısa tutulması yönünde genel bir eğilim vardır. Haber yazısının başlığı, yazının konusunu ortaya koymalı, okuyucuların dikkatini çekmelidir. Haber yazılarındaki başlıklar, çoğunlukla cümle biçimindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">6.</span> Haber yazısı, haberin genel olarak ne ile ilgili olduğunu ortaya koyan, farklı yorumlamalara ve yanlış anlaşılmalara imkân vermeyen bir cümleyle başlar; <strong>5N1K</strong> ifadesiyle sembolleştirilen sorulara verilen cevaplarla genişler.<br />
<span style="color: #ff0000;">7.</span> Haber yazılarında anlatıcı, nesnel bir tavır takınır. Tarafsız bir bakış açısıyla gerçekleri dile getirir.<br />
<span style="color: #ff0000;">8.</span> Haber yazılarında açık, akıcı, yalın ve duru bir anlatım vardır.<br />
<span style="color: #ff0000;">9.</span> Haber yazılarında dil göndergesel işlevde kullanılır.<br />
<span style="color: #ff0000;">10.</span> Haber yazılarında açıklayıcı yer yer de öyküleyici ve söyleşmeye bağlı anlatımdan yararlanılır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülakat Özellikleri Çeşitleri ve Örnek Mülakat</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/mulakat-ozellikleri-cesitleri-ve-ornek-mulakat.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2013 10:14:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[11. Sınıf Dil ve Anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete çevresinde gelişen metin türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=761</guid>

					<description><![CDATA[Kamuoyunu bilgilendirme amacıyla bir haber konusu hakkında bir ya da birden çok kişiyle yapılan soru-cevaplı konuşmalara ve bu konuşmaların yazıya aktarılmasıyla oluşturulan metinlere mülakat denir. Gazeteci bir konuda kişisel merakını gidermek, ünlülerle tanışmak istemek, belli çıkar gruplarının ricasını yerine getirmek ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kamuoyunu bilgilendirme amacıyla bir haber konusu hakkında bir ya da birden çok kişiyle yapılan <em><strong>soru-cevaplı konuşmalara</strong></em> ve bu konuşmaların yazıya aktarılmasıyla oluşturulan metinlere mülakat denir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteci bir konuda kişisel merakını gidermek, ünlülerle tanışmak istemek, belli çıkar gruplarının ricasını yerine getirmek ya da herhangi bir kurumun, markanın, görüşün reklamını ve propagandasını yapmak gibi gazetecilik etiğiyle bağdaşmayan amaçlardan hareket ederek mülakat yapmaz, yapmamalıdır. Çünkü gazetecilik, kamusal bir faaliyettir. Kamu adına soru sormak, haber ve bilgi toplamak; gazetecinin temel görevidir. Gazeteci, sorduğu sorularla yanlışların üzerine giden, kamuoyunun gerçekleri öğrenme hakkını kendi çıkarlarının üstünde tutan, toplumsal sorunları yansıtmayı ilke edinen, yeri geldiğince de bu sorunlara çözüm üretebilmek için her türlü katkıyı sağlayan kişidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mülakat;</strong> amaçsız, zaman geçirmeye yönelik bir konuşma, bir sohbet değil; belli kuralları ve amaçları olan, soru-cevaplar üzerinden yürüyen düzeyli bir habercilik faaliyetidir. Mülakatın en belirgin niteliği olan soru sorma eylemi, insanoğlunun gerçeğe, daha iyiye, daha güzele ulaşmasını sağlayan merak olgusunun dışa vurumudur. Soru sormayan, gerçeği bulamaz. Bilim, kültür ve sanattaki gelişmelerin temelinde insanoğlunun merak duygusunu ortaya koyan soru sorma eylemi vardır. Soru sormak her zaman en temel öğrenme şekli ve merak giderme yöntemidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mülakat, gazetecinin, bilgiye ve habere doğrudan ulaşmasına, haber kaynağına sorular sorarak gerçekleri aracısız biçimde öğrenmesine ve bunları kamuoyunun gündemine taşımasına olanak sağlar. Mülakat, sadece toplumun el üstünde tutuğu kişilerin değil; aykırı sayılan, dışlanan ya da önemsizleştirilmek istenen kişilerin de duygu ve düşüncelerini kamuoyuyla özgürce paylaşmalarına fırsat tanır; bu yönüyle de ifade özgürlüğünün somutlaşmasına, demokratik toplumun oluşmasına ve kökleşmesine önemli katkılarda bulunur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>MÜLAKAT DAHA ÇOK KİMLERLE YAPILIR?</strong></span><br />
Siyasetçiler, bürokratlar, sivil toplum kuruluşlarının liderleri; yazarlar, sanatçılar, oyuncular, akademisyenler, iş adamları, sporcular; belli bir alanda sahip oldukları bilgi ve deneyim nedeniyle uzman kabul edilen kişiler; büyük bir suça karışanlar ya da karıştıkları iddia edilenler; kamuoyunun gündeminde olan kişilerle ilgili önemli bilgilere sahip olan kişiler; önemli bir olaya tanık olanlar; başına ilginç bir olay gelenler; sıra dışı insanlar vb.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>MÜLAKATIN AŞAMALARI:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>BİRİNCİ AŞAMA:</strong></span><br />
Gazeteci, mülakat yapacağı kişiyi ve mülakatta ele alacağı konuyu gelişigüzel seçmez. Gazetecinin mülakat yapacağı kişinin mülakatta ele alınacak konu hakkında yeterli bilgiye sahip olması, mülakatta ele alınacak konunun da kamuoyunun ilgisini çekecek ya da herhangi bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlayacak bir yönünün bulunması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">İKİNCİ AŞAMA:</span> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>KİŞİDEN RANDEVU ALMA:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gazetecinin, mülakat yapacağı kişiden randevu alabilmesinde kültürü, kişisel ilişkileri, mesleki geçmişi, becerisi ve güvenilirliği önemli rol oynar. Gazeteci randevu alacağı kişiye doğrudan kendisi ulaşabileceği gibi, başka kişilerin yardımıyla da ulaşabilir. Çoğunlukla telefon üzerinden yürüyen bu süreçte gazeteci muhatabıyla konuşurken nazik olmalı, mülakat yapmak istemesinin nedeni anlaşılır ve yalın cümlelerle ifade etmeli, randevu isteğinde bıktırmayacak kadar ısrarcı olmalıdır. Randevu zamanı için esnek davranmalı; gün, saat ve yer seçimini konuğuna bırakmalı; ancak bu konularda alternatifler sunmayı da ihmal etmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteci, muhatabından randevu almaya çalışırken dürüst ve gerçekçi olmalı; ona hak ettiğinden daha fazla değer verdiğini gösteren ifadeler kullanmamalı, onun yandaşıymış gibi bir tavır takınmamalıdır. Aksi hâlde gazeteciyle muhatabı arasındaki ilişki-mesafe dengesi kaybolur, bu da gazetecinin sorması gereken sorulardan bir kısmını muhatabına sormaya çalışırken zorlanmasına, bu noktada bir tereddüt yaşamasına neden olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>ÜÇÜNCÜ AŞAMA:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteci, mülakat yapacağı kişiden randevu aldıktan sonra üç aşamadan oluşan bir hazırlık sürecinin içine girer:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><strong>araştırma yapmak,</strong></li>
<li><strong>soru sormada</strong></li>
<li><strong>hangi yöntemi izleyeceğine karar vermek ve soru hazırlamak.</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">
Gazeteci mülakatta ele alınacak konuyla ve mülakat yapılacak kişiyle ilgili araştırmalar yaparken şu kaynaklardan yararlanabilir: Gazeteler, dergiler, kitaplar, arşivler, İnternet, resmî kayıtlar; mülakat yapılacak kişinin ailesi, arkadaşları, meslektaşları; aynı konuda mülakat yapmış başka kişiler vb. Gazeteci, araştırmalarını tamamladıktan sonra soru sormada hangi yöntemi izleyeceğine karar verir. Bu yöntemlerin en önemlileri şunlardır:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>a.</strong></span> Genel, kapsayıcı sorularla başlayıp detaya dayalı sorulara geçme</em></li>
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>b.</strong></span> Detaya dayalı sorularla başlayıp genel, kapsayıcı sorulara geçme</em></li>
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>c.</strong></span> Kısa cevaplı, söz gelimi evet-hayırlı cevapları olan soruları art arda sorma</em></li>
<li><em><strong><span style="color: #ff0000;">d.</span></strong> Sohbet ediyormuş izlenimi uyandıran rahat sorular sorma</em></li>
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>e.</strong></span> Önemli sorularla başlayıp önemsiz sorulara geçme</em></li>
<li><em><span style="color: #ff0000;"><strong>f.</strong></span> Kronolojik sırayı takip eden sorular sorma Gazeteci, sorularını hazırlarken araştırma süreci boyunca edindiği bilgileri göz önünde bulundurur, sorularını yaptığı araştırmalardan yola çıkarak hazırlar. Söz gelimi gazeteci, bir yazarla yeni çıkmış romanı hakkında bir mülakat yapacaksa mülakattan önce söz konusu romanı okumak, bu romanla ilgili olarak eleştirmenlerin ve kitap tanıtma yazarlarının söyledikleri üzerinde kafa yormak, bu konuyla ilgili notlar almak; sorularını bunlar üzerinde düşündükten sonra hazırlamak durumundadır.</em></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>DÖRDÜNCÜ AŞAMA:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteci, mülakat için belirlenen yer ve zaman konusunda hassas davranmalı, mülakat yerine mümkünse belirlenen saatten birkaç dakika önce gitmeli, mülakat saati geldiğinde de muhatabıyla görüşmeye başlamalıdır. Muhatabıyla ilk kez karşılaşıyorsa öncelikle kendisini tanıtmalı, mülakat teklifini kabul ettiği için kendisine teşekkür etmelidir. Gazetecinin, mülakat yapacağı kişiye sorularını yöneltmeden önce onunla kısa bir sohbet yapması; bu arada mülakatın amacı, uzunluğu, konusu, bu konunun hangi çerçevede ele alınacağı konusunda muhatabına bilgi vermesi faydalı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteciyle mülakat yapacağı kişi arasında dostluk-arkadaşlık ölçüsünde bir ilişki yoksa gazeteci, muhatabına sorular yöneltirken mutlaka &#8220;<strong>siz</strong>&#8220;li, &#8220;<strong>sayın</strong>&#8220;lı vb. hitaplardan yararlanmalı; muhatabı kendisine daha samimi bir tarzda hitap etmesini açıkça söylemediği müddetçe de saygıya ve mesafeye dayalı hitapları kullanmaya devam etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mülakat yapılırken bir ses kayıt cihazı -mülakat bir televizyon programı için yapılıyorsa bir kamera-sürekli açık tutulmalı, mülakat süresince bayağılaşma noktasına varmayan bir doğallık ve nezaketle hareket edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mülakat yapılan kişi, gazetecinin sorduğu sorulara istediği cevapları vermekte, hatta gazetecinin sormadığı konularda bile -mülakatın konusunun ve amacının dışına çıkmamak kaydıyla- bazı açıklamalarda bulunmakta serbesttir. Fakat bu durum, mülakatın tümüyle bir serbest kürsü gibi kullanılabileceği anlamına gelmemelidir. Çünkü her mülakatın belli bir amacı, çerçevesi ve süresi vardır. Gazeteci, karşısındaki kişinin, kendi siyasi görüşlerini yaymasına, yanlışlarını meşrulaştırmasına, taraftar toplamak için bilgi ve belgeleri çarpıtarak asılsız açıklamalarda bulunmasına, kendi çıkarlarını kollayan konuşmalar yapmasına izin vermemelidir. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Mülakatın kurallarının belirlenmesinde kendisiyle konuşulan kişinin mizacı, kültürü ve konumu büyük ölçüde rol oynasa da bu durum, mülakatı yöneten ve yönlendiren asıl kişinin gazeteci olduğu gerçeğini değiştirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Mülakatta nitelikli sorular sormak kadar iyi bir dinleyici olmak da son derece önemlidir. Gazeteci, muhatabının verdiği cevaplardaki önemli bilgileri, iddiaları, çelişkileri fark edip ona yeni sorular sorabilmeli, muhatabından anlaşılmayan ya da eksik bırakılan bazı konulara açıklık getirmesini isteyebilmelidir. Gazeteci, bunları yaparken mümkün olduğunca sabırlı olmalı, muhatabının sözünü kesmemeye dikkat etmeli, onun cevap verme hakkını kendi soru sorma hakkı gibi kutsal saymalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir mülakat sırasında kamuoyuyla paylaşılmamak koşuluyla gazetecilere verilen haber ve bilgilere, habercilik dilinde <em><strong>off the record</strong> </em>denir. Bir haber kaynağı &#8220;<strong>Bu söyleyeceklerimi lütfen yazmayın!</strong>&#8221; diyorsa gazeteci, habercilik etiği gereği şu tutumlardan birini takınmalıdır:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>1.</strong></span> Haber kaynağına &#8220;<em>Sizin söyleyeceğiniz her şeyi kamuoyuyla paylaşırım. Söyleyeceklerinizin yayımlanmasını istemiyorsanız lütfen</em><br />
<em>bunları bana anlatmayın.</em>&#8221; der. Haber kaynağı, gazetecinin bu cevabı karşısında ne yapacağına karar verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">2.</span> </strong>Haber kaynağının ricasını kabul eder ve bunun gereğini yapar. Yani haber kaynağının yayımlanmamak koşuluyla söylediği sözleri kayda geçirmez, bunları herhangi bir medya organında yayımlamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>BEŞİNCİ AŞAMA MÜLAKATIN SONLANDIRILMASI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Mülakatın sonlarına doğru, gazeteci, karşısındakine &#8220;<strong>Eklemek istediğiniz başka noktalar var mı?</strong>&#8221; türünden sorular sormalı, ardından mülakatı sonlandırmalı; muhatabına kendisine zaman ayırdığı ve yardımcı olduğu için teşekkür etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>ALTINCI AŞAMA MÜLAKATIN YAZIYA AKTARILMASI:</strong></span><br />
Gazeteci, yaptığı mülakatı yazıya aktarırken mülakatın ses kayıtlarını esas alır. Mülakat, bir televizyon ya da radyo programı için hazırlanıyorsa burada yazıya aktarma değil, montaj ve kurgu söz konusu olur. Bazı durumlarda bir mülakat için gazetede ya da dergide ayrılan yer/radyo ya da televizyonda ayrılan zaman, mülakatın tümünü yayımlamaya yetmeyebilir. Bu durumda gazeteci, mülakatın özüne dokunmayacak ve yanlış anlamalara yol açmayacak biçimde mülakatın bazı bölümlerini yayımlamayabilir. Mülakatın bazı bölümlerinin yayımlanmaması, mülakatın özetlenmesi demek değildir. Mülakatta alınan cevapların aynen ve yorumlanmadan yayımlanması, mülakatın ayırıcı niteliğidir.<br />
Mülakat metinlerinde, mülakatın kiminle, neden, hangi konuda, nerede, ne zaman, nasıl yapıldığının belirtildiği bir giriş bölümü bulunur. Giriş bölümünde bunların yanı sıra mülakat yapılan kişiyi tanıtma amaçlı birkaç cümleye de yer verilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>MÜLAKAT ÇEŞİTLERİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>1.</strong> </span>Kişi merkezli mülakat: Soruların, mülakat yapılan kişinin yaşamı, fikirleri ve eserleri üzerinde odaklandığı mülakatlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>2.</strong> </span>Konu merkezli mülakat: Haber değeri taşıyan bir konunun açıklığa kavuşturulması amacıyla yapılan mülakatlardır. Bu tür mülakatlarda mülakat yapılan kişinin söyledikleri, onun kim olduğundan daha önemlidir. Onunla mülakat yapılmasının en önemli nedeni, gündemdeki herhangi bir konuya açıklık getirecek önemli bir bilgiye sahip olmasıdır.<br />
Kişi ve konu merkezli mülakatlarda bir haber kaynağına bir-iki gazetecinin değil de birçok gazetecinin soru sorma olanağı varsa bu tür mülakatlar şu isimleri de alabilir: Basın toplantısı, basın odası mülakatı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">a.</span></strong> Basın toplantısı: Gazeteciler tarafından değil, düzenleyenler tarafından kontrol edilen; gazetecilerin, ancak kendilerine söz verildiği zaman soru sorabildikleri mülakatlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>b.</strong></span> Basın odası mülakatı: Gazetecilerin, istedikleri soruları haber kaynaklarına rahatlıkla sorabildikleri, gazeteciler tarafından yönetilen mülakatlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>3.</strong></span> Sokak mülakatı: Güncel bir olay, kişi ya da konu hakkında kamuoyunun fikrini almak için sıradan kişilere aniden mikrofon<br />
ya da ses kayıt cihazı uzatılarak onların görüşlerinin alınması yöntemiyle yapılan mülakatlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mülakatlar, teknolojik olanaklardan yararlanma biçimlerine göre şu isimleri de alabilirler:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>1. Yüz yüze mülakat:</strong></span> Gazetecinin, bir kişiyi karşısına alarak onunla yüz yüze mülakat yapmasıdır. Bu tür mülakatlarda gazeteci, konuşmaları ya kendisi not tutarak ya da bir ses kayıt cihazından yararlanarak kaydeder. Yüz yüze mülakatlarda mülakatı yapan gazeteci dışında bir kameraman ya da foto muhabiri de görev alabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>2. Telefon mülakatı:</strong></span> Gazetecinin, zaman darlığı yaşadığı ya da kaynak kişiye ulaşmada zorlandığı durumlarda onunla telefon aracılığıyla mülakat yapmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>3. Internet mülakatı:</strong> </span>Internet mülakatları şu yöntemlerle yapılır:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>a.</strong> </span>Gazeteci, sorularını önceden hazırlayıp bunları mülakat yapacağı kişiye elektronik postayla gönderir, aynı şekilde cevap alır.<br />
<span style="color: #ff0000;"><strong>b.</strong> </span>Gazeteci, sesli ve görüntülü iletişimi olanaklı kılan bilgisayar programlarından yararlanarak kaynak kişiyle mülakat yapar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>4. Uydu destekli iletişim teknolojilerinden yararlanılarak yapılan mülakatlar:</strong> </span>Bu tür mülakatlara, çoğunlukla televizyonların canlı yayımlanan programlarında yer verilir.<br />
Bazı mülakat metinleri, aynı sorunun/soruların birden çok kişiye sorulmasıyla oluşturulur. Aşağıdaki metin, bu tür mülakatlara örnek gösterilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Örnek Mülakat Metni:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>TARİHİ SEVDİREN ADAM PROF. DR. İLBER ORTAYLI</strong></span><br />
Ünlü tarihçi, Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. ilber Ortaylı&#8217;nın telefonu hiç susmuyor, ziyaretçisi hiç bitmiyor. Sırf televizyonda onu dinleyip etkilendiği için tarih okumayı seçen toy bir üniversite öğrencisinin kendisiyle tanışmak için müzeye gelmesi, pek çok şeyin işareti aslında&#8230; Yeni nesil, onunla tarihi daha iyi anlar ve merak eder oldu. Tarih, tozlu raflarından çıkıp yaşayan, tartışılan ve üzerine konuşulabilen bir olgu hâline geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Dr. ilber Ortaylı, Topkapı Müzesi&#8217;ne dair hiç bilmediğimiz keşiflerini ve müzenin zengin koleksiyonuyla ilgili bazı endişelerini bizlerle paylaştı. Türkiye&#8217;de tarihe meraklı bir kitlenin yetişmekte olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ortaylı&#8217;dan, tarihi ve geçmişi daha iyi anlamak ve anlamlandırabilmek için yapılması gerekenleri dinledik.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>SORU: Türkiye&#8217;de Latince ve Yunanca uzmanı olmadığından yakınıyorsunuz. Batı kültürünü tam anlamıyla özümseyemeyişimizin temelinde bu mu yatıyor?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Mensubu olduğumuz İslam kültür dairesi, asıl önemli zamanını Yunan-Roma kültürünü absorbe ederek ve yeniden yorumlayarak yapmıştır; onun için Latince bilmemiz gerekiyor. Osmanlıyız, burayı fethettik ama öncesinde burada Bizans İmparatorluğu vardı. Bizden evvelki imparatorluğu iyi incelemek ve Yunanca metinleri tanımak için Yunanca bilmek zorundayız. Yunan-Roma konusunda en zengin kalıntılar bizdedir ama onları yorumlama konusunda Yunanca ve Latince bilmeden yarım kalırsınız. Arkeolojiniz iyi olur, filolojiniz eksik kalır. Atatürk&#8217;ün büyüklüğü buydu. Universal insan olgusuna biz bakarız, bunu yaparız dedi. Ben çağdaş Türkiye&#8217;nin bunu anladığını zannetmiyorum. 80-100 yıllık bir reform devrinde iyi mühendisler, hekimler, yöneticiler yetiştirdik; ordumuz modemleşti ama hâlâ Batı&#8217;nın asıl unsuru olan filozofi ve filoloji konusunda sınıfta kaldık.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>SORU: Türkiye&#8217;de tarih okuma eğilimi ya da merakı ne düzeyde?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni nesiller, tarih konusunda daha açık fikirli artık. Rusya tarihi üzerine doktora tezleri görüyorum. İspanyolca öğrenen geniş bir kitle var, tarih inceliyorlar. Arapça ve Farsça üzerine çalışanlar artıyor. Sayıları fazla olmasa da Bizantinist Türkler çıkmaya başladı artık. Böyle bir şeyi tasavvur bile edemezdik. Bu, tabii ki değişimin işareti. Tarih okuma kültürü yavaş yavaş gelişiyor. Elbette, halk her eseri okumaz. Kendimden biliyorum, benim monografilerimi okumuyorlar. Epey ağır gelir. Osmanlı Belediyesi, Osmanlı Aile Hukuku vs. Ancak bazı şeyleri de pekâla okuyorlar. Ona göre yazacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>SORU: Topkapı Müzesi, mütevazı bir müze olmakla beraber, çok nadide koleksiyonlar barındırıyor. Bu koleksiyonlardan biraz söz eder misiniz?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bizim müzemiz koleksiyon açısından gerçekten çok zengin. Örneğin 12 bin parça Çin koleksiyonu, Çin&#8217;deki müzeleri<br />
bile kıskandırıyor. 17 bin parça el yazması, en nadide resimler, tefsir ve minyatürler&#8230; Üstelik yalnızca Arapça, Türkçe ve Farsça değil; Slav dilleri, Latince, Yunanca ve Macarca yazılmış pek çok eser mevcut. Hiç de küçümsenmeyecek bir Saksonya porselenleri koleksiyonu var. Müze, diplomatik hediyelerle dolu. Mütevazıdır ama olağanüstü güzeldir. Buranın şöhreti ve çekiciliği bitmez. Topkapı Müzesini yönetmek çok zordur, yorucudur, büyük sorumluluk ister ama aynı zamanda çok da itibarlıdır; bunu da itiraf etmek zorundayım.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>SORU: Topkapı Müzesi&#8217;ne dair biz neleri yanlış biliyoruz?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Çok şeyi&#8230; Yazarın biri, Topkapı hayaletinden bahsediyor. Öteki italyan mayolikası ile İznik çinisini ayırt edemiyor. Buradan bir şeylerin eksildiğine dair sorumsuzca hayaller, söylentiler çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>SORU: Topkapı Müzesi&#8217;nde keşfettiğiniz, sizi şaşırtan herhangi bir şey var mı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Olmaz mı? Örneğin arşivde Cezayir&#8217;le ilgili çok enteresan belgeler var. Cezayir, imtiyazlı bir beylik&#8230; Zannedersin ki kendi başına orada var olmuş. Hayır, öyle değil; içişleri devamlı buraya akıyor ve burada karar veriliyor. Şaşırtıcı&#8230; Bir başka gün olmadık bir mimarî parça, özellik keşfediyorsun. Daha keşfedilecek çok şey var.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülakat</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/mulakat.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2013 10:22:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=404</guid>

					<description><![CDATA[♦Toplumu ilgilendiren bir konu üzerinde, bir ya da birden çok kişiyle yapılan konuşmalara ve bu konuşmaların aktarıldığı metin türüne mülakat denir.  ♦ Bu tür yazılar, genellikle gazete ve dergilerde yayımlanmak için hazırlanır.  ♦ Mülakat herhangi bir nedenle toplumun gündemimde bulunan ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li style="text-align: justify;">♦Toplumu ilgilendiren bir konu üzerinde, bir ya da birden çok kişiyle yapılan konuşmalara ve bu konuşmaların aktarıldığı metin türüne mülakat denir.</li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Bu tür yazılar, genellikle gazete ve dergilerde yayımlanmak için hazırlanır.<span id="more-404"></span></li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Mülakat herhangi bir nedenle toplumun gündemimde bulunan kişilerle yapılır. Bu kişiler genellikle politikacı, sanatçı, edebiyatçı, iş adamı, akademisyen, sporcu gibi, tanınmış veya alanında yetki sahibi, uzman kişilerdir.</li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Mülakatın kurallarını büyük ölçüde, kendisiyle konuşulan kişinin mizacı, kültürü belirler.</li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Mülakat genellikle bir ön hazırlık sürecini gerektirir. Mülakat yapılacak kişi belirlendikten ve o kişiden randevu alındıktan sonra mülakatın yöntemine, hangi soruların sorulacağına karar verilir. Bu aşamada, mülakat konusu ve görüşülecek kişi hakkında çeşitli kaynaklardan yeterince bilgi edinilmiş olması önemlidir. Görüşmenin gerçekleşmesi anında ölçülü olmak, ziyaret edilen kişinin ilgisini çekebilmek ve o kişiyi konuşmaya ikna edebilecek bir kültür ve beceriye sahip olmak, mülakatın başarısını belirleyen önemli etkenlerdir.</li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Kendisiyle görüşülen kişiden alınan cevapların aynen ve yorumlanmadan yayımlanması mülakatın ayırıcı özelliğidir. Aksi takdirde mülakat, röportaja kayar.</li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Mülakat sırasında iletişim tablosundaki öğeler yalın bir biçimde ortaya çıkar.</li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Mülakat ya kişi ya da konu odaklı olur. Kişi odaklı mülakatlarda görüşülen kişinin hayatı, düşünceleri ve eserleri öne çıkar. Konu odaklı mülakatlarda ise bir konunun aydınlatılması amaçtır. Bu tür bir mülakatta görüşülen kişinin kim olduğundan çok konuyla ilgili söyledikleri önem kazanır.</li>
<li style="text-align: justify;"> ♦ Mülakatta dilin göndergesel işlevi ağır basar ve söyleşmeye bağlı anlatımdan yararlanılır.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Röportaj Nedir Röportajın Özellikleri Nelerdir?</title>
		<link>https://www.edebiyatogretmeni.info/roportaj.htm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2013 10:15:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretici Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.edebiyatogretmeni.info/?p=402</guid>

					<description><![CDATA[RÖPORTAJ NEDİR? RÖPORTAJIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR? ♦ Bir olay ya da durumu yerinde gezip görme, inceleme, araştırma, soruşturma yoluyla yansıtan gazete ve dergi yazılarına &#8220;röportaj&#8221; denir. ♦ Röportaj bir bakıma, haberin genişletilmiş ve yorum katılmış biçimidir. ♦ Röportajda gerektikçe fotoğrafın ve ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>RÖPORTAJ NEDİR? RÖPORTAJIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?</strong></h2>
<ul>
<li style="text-align: justify;">♦ <span style="text-decoration: underline;">Bir olay ya da durumu yerinde gezip görme, inceleme, araştırma, soruşturma yoluyla yansıtan gazete ve dergi yazılarına <strong>&#8220;röportaj&#8221;</strong> denir.</span></li>
<li style="text-align: justify;">♦ Röportaj bir bakıma, <span style="text-decoration: underline;">haberin genişletilmiş ve yorum katılmış biçimi</span>dir.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Röportajda gerektikçe fotoğrafın ve çeşitli belgelerin tanıklığından, desteğinden yararlanılır.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Röportaj yazarının amacı, okuru, yansıtmaya çalıştığı gerçeğin içinde yaşatmaktır.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Gerçeği, haberi, bilgiyi açık, yalın ve çarpıcı bir anlatımla okura iletmesi röportajın en önemli özelliklerindendir.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Röportaj her şeyden önce bir gazete yazısı olduğu için seçilen konunun ilginç ve güncel olması gerekir.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Çok boyutlu bir yazı olan röportajda <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/hikaye-oyku.htm">öykü</a>lemeden betimlemeye, açıklamadan tartışmaya her tür anlatım biçimi ve tekniğine başvurulur. Röportaj bu yönüyle bazen bir öyküye, bazen bir gezi yazısına benzerken yer yer bir <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/soylesi-sohbet.htm">söyleşi</a> ya da <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/makale.htm">makale</a>, <a href="https://www.edebiyatogretmeni.info/fikra-kose-yazisi.htm">fıkra</a>, <a title="deneme" href="https://www.edebiyatogretmeni.info/deneme.htm">deneme</a> havası taşıyabilir.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Röportajlar konuları bakımından bir yeri ya da bölgeyi konu alan röportajlar, insanı konu alan röportajlar ve eşyayı konu alan röportajlar biçiminde gruplandırılabilir.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Röportajlar sunuş biçimine göre Amerikan röportajı ve Alman röportajı olmak üzere ikiye ayrılır. Amerikan röportajında yazıya en kuvvetli yönü ile girilir. En son söylenmesi gereken sözcükler en önce söylenir. Okuyucunun hiç beklemediği bir girişle karşılaşması, giriş bölümünde âdeta bir şok yaşaması, bu tip röportajın en belirgin yanıdır. Alman röportajında ise yazar, konuyu, kendini eksene alarak işler, röportaja kendi duygu ve düşüncelerini katarak kişisel bir renk kazandırır.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Röportaj, dilimizde önce <strong>&#8220;mülakat&#8221;</strong> terimiyle karşılanmış ve tanınmış kişilerle yapılan görüşmeleri yansıtan yazılara da röportaj denmiştir; ancak röportajın kapsamı zamanla genişlemiş ve mülakat, röportajın bir parçası ya da röportajda başvurulan tekniklerden biri durumuna gelmiştir.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ <span style="text-decoration: underline;">Edebiyatımızda ilk röportaj</span> örneklerini mülakat sınırları içinde <strong>Ruşen Eşref Ünaydın</strong> <strong>&#8220;Diyorlar ki&#8221;</strong>  <strong>&#8220;Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat&#8221;</strong>adlı eserleriyle vermiştir.</li>
<li style="text-align: justify;">♦ Bugünkü anlamıyla röportaj örnekleri 1950&#8217;li yıllarda görülmeye başlamış; <strong>Fikret Otyam &#8220;Oy Fırat Asi Fırat&#8221;, Yaşar Kemal &#8220;Bu Diyar Baştan Başa&#8221;</strong>gibi eserleriyle bu türe emek veren öncü isimler olmuşlardır.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
