Destancılık (Destan Anlatma Geleneği)

DESTANCILIK (DESTAN ANLATMA GELENEĞİ)

Bilinmeyen zamanlarda yaşanan önemli olaylar (göçler, savaşlar, felaketler, kahramanlıklar vb.) milletlerin hafızalarından uzun süre silinmemiş, sözlü gelenek yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bu süreçte, anlatılanlara olağanüstülükler eklenmiş; yaşanan gerçekler ya tümden unutulmuş ya da önemli ölçüde değişikliğe uğramıştır. Yüzyıllar boyunca devam eden bu anlatma sürecinden sonra bir edebiyatçı bu olayları derleyerek manzum biçimde yazıya aktarmıştır. Bu şekilde oluşan uzun manzum eserlere destan denmektedir. Destan, bilinen en eski edebî metin türü; destan anlatma geleneği de bilinen en eski edebiyat geleneğidir.

Destanları geleneksel biçimde sözlü olarak anlatan kişilere destancı denir. Bu kişiler için Türk lehçelerinde “bahşı, jırav, akın, ozan, şair” kelimeleri de kullanılmıştır. Günümüz Türkiye’sinde eski zamanlardaki gibi sürdürülen bir destan anlatma geleneği yoktur.
Her destan, ait olduğu milletin mitolojisi, tarihi, efsaneleri, kahramanları, inanç sistemleri vb. hakkında önemli ipuçlarını barındırır. Destanlardaki olay örgülerinde tarihsel olaylarla efsaneler iç içe geçmiş biçimde anlatılır. Destanların kişi kadroları; insanlar, tanrılar, yarı insan yarı tanrı varlıklar, canavarlar, ejderhalar vb.den oluşur. Bu metinlerde zaman ve mekânlar belirsiz biçimde verilir.
Destanlar ikiye ayrılır: Doğal destanlar ve yapma destanlar. Doğal destanlar, oluş, yayılma ve derlenme aşamalarından geçerek oluşan destanlardır.
1. Oluş dönemi: Destanda anlatılan olayların gerçekleşmesi.
2. Yayılma dönemi: Bu olayların olağanüstülükler eklenerek kuşaktan kuşağa aktarılması.
3. Derlenme dönemi: Bir edebiyatçının bunları derleyerek manzum biçimde ifade etmesi.

Bazı edebiyatçılar, toplumu derinden etkileyen, gerçekleşme zamanlan belli tarihsel olayları ya da kendi düş güçleriyle oluşturdukları olay örgülerini destan (epope) türünün kurallarına uygun şekilde yazıya aktarmışlardır. Yapma destan denilen bu metinleri doğal destanlardan ayıran en önemli fark, oluş, yayılma, derlenme aşamalarından geçmeyip bir tek kişi tarafından yaratılmalarıdır.

Yazıya aktarılması bakımından dünyanın bilinen ân eski destanı, ismini başkahramanından alan Gılgamış’tır. Metinde anlatıldığına göre Gılgamış’ın, üçte ikisi tanrı, üçte biri insandır. Destanda, tanrıların güçlü bir kral olan Gılgamış’a savaş açıp onu yok etmesi için Endiku’yu yatmaları; ardından da Endiku ile Gılgamış’m anlaşarak tanrılara karşı birlikte savaşmaları ve Gılgamış’ın ölümsüzlüğü araması anlatılmıştır, yaklaşık 3 bin sene önce yazıya geçirilen bu destanda Nuh Tufanı’ndan Sümerlerin günlük yaşamlarına kadar pek çok bilgiye rastlamak da mümkündür.

MÖ 7 ya da 8. yüzyılda oluşturulduğu tahmin edilen İlyada ve Odise (Odysseia) Destanları, destan söyleme ve yazma geleneğinin en önemli metinleri arasında kabul edilmektedir. Homeros’un, Yunan mitolojisine konu olan efsane ve hikâyeleri derleyerek oluşturduğu bu destanlardan İlyada’da on yıl süren Troya (Truva) Savaşı; Odise’de ise İthake kralı Odysseus’un Troya Savaşı’nın bitmesinin ardından ülkesi Ithake’ye yaptığı maceralarla dolu on yıllık uzun yolculuk anlatılmaktadır.

İranlı şair Firdevsî (934-1020) tarafından kaleme alınan Şehname, destan yazma geleneğinin en önemli ve özgün metinlerinden biridir. Altmış bin beyitten oluşan bu destanda İranlıların Müslüman olmadan önceki 1000 yıllık tarihleri anlatılmıştır.